Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

3615 - bir kilo sevda

Radikal · 10 Ağustos 1997

İnsan bir kenti sevmeyegörsün. Hele kadınsa ve tutkuluysa ve daha ufacık iken kulakları, babasının aynalar önünde taranırken, "Paris'te bir aşk çiçeklendiği zaman..." diye mırıldandığını duymuşsa, iflah olmaz gayrı. Kırkından sonra tutulduğu bir delikanlıya sarılır gibi vurulur o kente. Gürültüsü bir aşk şarkısı gibi çalınır kulağına; havasını, sigara dumanı gibi içine çeker.

Paris, ağustos ayında yıllık izne çıkan bir kenttir. Kepenklerin yarısı, 'Bilmem kaçında açılıyoruz' bantları taşır ve kentin tek gözü kapalıdır. Açık olan gözünde ise hülyalı bir bakış vardır. Seine Nehri kıyısında gezinen sevgililer, sanki bir daha buluşmayacak gibi sıkı sarılırlar birbirlerine. Yarı boş otobüslerde insanlar daha gevezedir, yol boyu dostlukları kurulur. Saint Germain kahvelerinde asla Paris'ten ayrılmamaya yeminli sanatçılar boy gösterir. Fanny Ardant, siyah gözlükleriyle de olsa, metroda karşınıza çıkabilen bir kişiliktir. Mabillon Kahvesi'nde, torununun uyuşturucudan ölümü üzerine kendisini uyuşturucuyla mücadeleye adayan yazar Cavanna'ya rastlamak, olağan bir durum haline gelir. O Mabillon Kahvesi ki 1968 yılında bir ağustos akşamı önünde bir araba durmuş ve içinden çıkan genç kadın, sürücü yerinden fırlayıp kendisine kapıyı açan erkeğe, kahvedekilerin şaşkın bakışlarına aldırmadan okkalı iki tokat patlatmıştır. Kadının adı Edith Cresson, erkeğin adı François Mitterrand'dır ve o yıllarda henüz cumhurbaşkanlığı ile başbakanlık koltuklarına oturmamışlardır.

Ağustos sonlarında Paris, hummalı bir sonbahara başlamadan önce, yatağının ılıklığında gerinen bir güzelin gevrekliğini yaşamaktadır. Etoile Metro İstasyonu'nda, Paris Konservatuvarı öğrencileri yaylı çalgılar kuarteti kurar. Bu umulmadık konseri izleyenlere para istemediklerini, prova yaptıklarını anlatırlar. Ama çok isteyen, şu yanlarında sergiledikleri klasik müzik plaklarından satın alarak yardım edebilir onlara. Champs Elysees'nin lüks mağazaları, hırsla alışveriş eden zengin turistlerle dolup taşar.

Sanki dünya durağan bir barış dönemi yaşamaktadır. Sanki Sovyetler Birliği dağılmamakta, insanlar ölmemektedir dünyanın herhangi bir yanında. Öylesine uzak görünür kötülükler, bir ağustos akşamüstü, Paris'in görkemli bulvarlarında.

Ama yalnızlık orada, elinizle tutabileceğiniz yakınlıktadır yine de. Kahvedeki iskemle komşunuzun içinde, gürültülü bir kalabalığın ortasında düğümlüdür. Köşedeki duvar afişinde gizlidir.

3615 - NADINE, 3615 - LUDO gibi kodlar yazar o afişlerde. Genellikle cinsel çekici bir kadın ya da erkek fotoğrafıyla süslüdürler. Sizi yığınların arasında bir yalnızlığa mahkûm eden uygarlık, aradığınız ve aramaya cesaret edemediğiniz yakın insan ilişkilerini, telefonunuzun yanına merkezi sistem bir bilgisayar olarak getirmiştir. Minitel deniyor bu sisteme Fransa'da. Böylesine gelişmişi ve yaygını, yalnız bu ülkede var. Aslında olağanüstü bir aygıt. Elektronik bir rehber. Telefon numaralarını bu bilgisayarda arıyorsunuz, konserlere, festivallere, uçak ve trenlere rezervasyon yaptırabiliyorsunuz, hatta herhangi bir gazetenin Minitel servisine bağlanıp son politika haberlerini, borsa, at yarışları, piyango çekilişlerini öğrenebiliyorsunuz. Evinizden çıkmadan alışveriş etmeniz, kitap ısmarlamanız, herhangi bir konuda bilgi bankalarına başvurmanız bile mümkün. Aygıt, PTT tarafından bedava veriliyor. Kullandığınız her servisin kendisine göre tarifesi var, işlem yaptığınız ölçüde telefon faturanıza geçiyor masraflarınız.

Kafam şimdilik, İstanbul'dan getirdiğim imgelerle dolu. O imgelerden biri, tekerlekli koltuğunda gülümseyen genç bir Türk binbaşısının hüzünlü yüzü. Yazgısına değil; bir konser salonuna, bir sinemaya ve bir kitap standına, tek basamaklı olsa da tekerlekli iskemlesiyle çıkamadığına üzülen o aydın insanın dramını taşıyorum içimde.

Amerikalaşan Türkiye. Dünyanın her yerinde sakatları düşünerek basamaksız geçişler yapılıyor yeni yapılara. Binlerce insanı barındıracak kültür merkezleri, beyinleri pırıl pırıl yürüyemeyenleri de düşünerek yapılamaz mı acaba?

Kuyumcu dükkânı gibi pırıl pırıl yürüyüp hiç düşünmeyenlerin kalabalığında, sakatları gözetmek lüks müdür dersiniz?

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1