‘Fluctuat nec mergitur’
Radikal · 13 Ağustos 1997
Paris'in simgesi sizce ne olabilir? Birçoğunuzun gözünde Eyfel Kulesi'nin canlandığını görür gibiyim. Oysa değil: Bir Latin yelkenlisidir Paris'in simgesi. Londra'nın, Roma'nın soyluluk işaretleri nedir bilmiyorum: Ama Berlin, bir 'ayı' ile temsil edilir. Madrid de öyle. İspanyolların düş gücü biraz daha geniş olmalı ki Madrid'in 'ayısı' bir kızılcık ağacının kırmızı meyvelerine doğru iki ayağı üstünde kalkmış durumda resmedilir.
Paris'in soyluluk arması ise üçgeni pupa yelken Latin teknesidir. Bu zarif teknenin altında. 'Fluctuat nec mergitur' yazar: 'Sallanır, ama batmaz...'
Düşmez kalkmaz bir Paris. Kolay mı batırmak? Nazi Alman ordularının bile eli varmamış. İkinci Dünya Savaşı'na ait sinema belgesellerinden birinde, Adolf Hitler'in Trocadero Alanı'ndan Eyfel Kulesi'ne doğru, yanında afili komutanlarıyla birlikte bir yürüyüşü var ki görülmeye değer. Ama ne olmuşsa olmuş, Eyfel Kulesi'ne tırmanmak üzere yola çıkan Hitler'in Paris'e tepeden bakmak isteği gerçekleşememiş. Eyfel'in antenlerinden sorumlu Fransız radyocuları, allem etmişler, kallem etmişler, merdivenleri sökmüşler, asansörü bozmuşlar, çıkarmamışlar adamcağızı yukarı. Hitler de sonunda göze gelmiş, geldiği gibi gitmiş 'dünyanın en güzel kenti' diye tanımladığı Paris'ten.
Peki, ama Paris'in simgesi niye Latin yelkenlisi?
Paris, bütün büyük başkentler gibi bir su yolu üstüne kurulmuştur: Seine Nehri. Romalılar tarafından 'Lutece' adıyla tarihe geçen kentin tüm ulaşımı ve ticareti, Seine yoluyla yapılırmış. Bitmek bilmeyen savaşlar süresince, nehrin ortasındaki 'Cite' adasına sığınan ve 'Parisli' denilen Lutece halkının kara ile yaşamsal bağıymış Seine yelkenlileri.
Ve bir Latin yelkenlisinin zarif imgesi, ilk kez 1210 yılında Paris'in arması olarak dövülmüş, başkent ile bütünleşmiş. 1852'de, kentin şimdiki mimarisini borçlu olduğu ünlü vali Baron Haussmann, söz konusu armayı değişmeyecek bir sembol olarak Paris tarihine geçirmiş. Son grafik düzenlemesi 1942'de yapılan Paris armasının aslı, bugün Belediye Sarayı, yani Hotel de Ville'de saklı. İnsan boyunda röprodüksiyonu ise Belediye Sarayı ile aynı adı taşıyan metro istasyonunun duvarını süslüyor.
Paris Belediye Sarayı'nın tarihi de ilginç. Bugün Hotel de Ville adını taşıyan ve sarayı çevreleyen alan, ortaçağda 'Grev Alanı' diye bilinirmiş. Hatta 1830 yılına dek, bu adı korumuş. 'Greve', Fransızcada çakıltaşı, kum anlamına da geliyor, Seine Nehri'ne doğru tatlı bir meyille inen kumluk bir alan yani. Paris'in en civcivli rıhtımlarından biri olan 'Greve' alanı, 14. yüzyıldan başlayarak işsizlerin bir araya toplandığı, ayaklandığı, gösteri yaptığı yer özelliğini kazandığından, bizim bildiğimiz 'Grev' sözcüğüne analık etmiş. Çağdaş belediye kurumu olarak Paris'in ilk örgütü, kente yelkenli simgesini veren su yolu tüccarlarına dayanıyor. O zamanlar, 'Temel Direkler Evi' diye anılırmış belediye sarayı. Fransız devrimcileri, 1789'da bugünkü bayrağı oluşturan renklerin ihtilal işaretini, yani mavi, kırmızı, beyaz kokartı, 16. Louis'ye Belediye Sarayı'nda takmışlar zorla. 1871'e değin devrimcilerle devlet arasında gidip gelmiş belediye sarayı.
1944 yılında ise General De Gaulle, Paris'in kuruluşunu kutlayan geçit törenini Belediye Sarayı'nda noktalamış. 1874 ile 1882 yılları arasında bugünkü mimarisine kavuşan sarayın içinde, başkent Paris'te doğan 108 ünlünün heykeli var.
İstanbul, Paris'ten daha eski, dünya tarihinin en ilginç, en görkemli sayfalarına sahip değil mi? Nedir İstanbul simgesi? Belediyenin minareli damgası mı, yoksa İstanbul Festivali'nin lalesi mi?
Geçmişi geleceğe bağlamak kolay değil.
Ama koparmak daha da zor.
