Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Vefasız kadınlar

Radikal · 17 Ağustos 1997

Bir hanım arkadaşımla La Motte Picquet Bulvarı'nda yürüyoruz. Arkadaşım, eski bir Türkiye güzeli (aşağısı kurtarmaz). Yaş toplamımız 79. Birlikte üç metre, otuz santim uzunluk ediyoruz. Mihraplar yerinde; camiler de pek yıkılmış sayılmazlar. Enerjik adımlarımız gümbür gümbür şaklıyor La Motte Picquet kaldırımlarında. Ansızın bir köpek fırlıyor önümüze. Kayışın ucu, kaldırım kahvesinde oturan bir delikanlının elinde. Köpekle sahibi arasında gerilen kayış, yolumuzu kesiyor. Köpeğini geri çeksin diye bir bakışla, sahibine dönüyoruz hışımla. Yirmi, yirmi beş yaşlarında, sulak yerde serpilmiş iyi bir aile çocuğu. Christophe Lambert'le benzerlik arz ettiğini görünce, ister istemez hışmımız söndü. Derhal özür diliyor yakışıklı köpek sahibi ve hafif bir ıslıkla yanına çağırıyor dört ayaklı tüy torbasını. Ancak hayvan aklı işte, geldiği yönden geri gidecek yerde arkamızdan dolanınca, kayış büsbütün ayaklarımıza sarılıyor. Tıpkı filmlerdeki gibi, ama kement yerine köpek kayışıyla avlanmış bulunuyoruz.

Christophe Lambert suratlı avcımız, isteği dışında oluşan duruma uygun özürü bulmakta gecikmedi: "Köpeğimi bağışlayın. Kendisi değerli avlar için eğitildi. Sizi görünce dayanamadı anlaşılan!"

Paris erkeğinin 'klası' kadınından belli aslında. Nüfus sayımı sonuçlarına bakıldığında, normal bir erkek milletinin gözünü doyurmak ve hatta yıldırmak için her türlü etkenin bir araya geldiği görülüyor Fransa'da. Bir kez her üç kadına iki erkek düşüyor. O iki erkek, her zaman iki erkek olmuyor ayrıca. Sonra kadınların ortalama ömür uzunluğu Avrupa'nın en yükseği!

Kısacası Fransa'daki az sayıda sağlam erkeğin aslında kadın peşinde koşmalarına hiç gerek yok; çünkü her birinin peşinde üç kadın, soluk soluğa... Bu sıcak solukları enselerinde fazla hissettiklerinden midir nedir, erkekler, özellikle Paris'te kadın tavlamayı bir sanat, avlamayı bir spor olarak benimsemişler. Bıkmadan, üşenmeden fazla mesai yapıyorlar.

Eli yüzü düzgün bir hanım, süpermarkette alışverişini bitirmiş yanında bir sürü torba, otobüs durağının sırasına oturmuş ve de ayak ayak üstüne atmış. Hanım dalgın. Elindeki kasa fişlerini kontrol ediyor. Fazla parası kalmamış, belli. Eteği azıcık kısa, bilekleri de ince, Parislilerin sevdiği gibi. Durağın önünden geçen arabalardan biri, geri vitese takıp dönüyor kadının oturduğu durağın önüne. Sürücü camı indirip, "Bacaklarınız çok güzel!" diyor. Kadın şaşkın şaşkın bakınca: "Evet" diyor. "İnanmaz gibi bir haliniz var, ama sırf bunu söylemek için döndüm!" Kadın kekeleyerek teşekkür ediyor, adam da basıp gidiyor. Paris böyle bir yer işte. Kimsenin olmadığı bir saatte, yaz günleri kaldırımlara taşan o güzelim kahvelerden birine gireceksiniz. Garson kapının önünde yolunuzu kesip ciddi bir ifadeyle: 'Kapalıyız!' diyor. Cam pencere açık, masalar dışarıda, siz 'Hayrola, n'oluyor' diye düşünürken, geniş bir gülücükle ekliyor garson: "Ama sizin için özel olarak açarız, buyrun geçin!"

Bu tür laf atmaların en güzel yanı, işin tadında bırakılması. İltifat, siz istemediğiniz sürece, sırnaşıklığa dönüşmüyor; Fransa, Avrupa ülkeleri arasında AIDS rekortmeni. Aslında herkes birbirinden korkuyor ve bu ortamda, söz konusu ettiğimiz Paris çapkınlıklarının platonik düzeyde kalmasında sayısız yarar var.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1