Kiralık kavalye
Radikal · 22 Ağustos 1997
Osmanlı İmparatorluğu'nda doğup Türkiye Cumhuriyeti'nde büyüyen alnı açık insanlardı. "Namuslu memur" aylıklarıyla çocuğa her bayram yeni bir giysi ya da yeni bir pabuç alınırdı. Gün gelip çocuğun, kendisini eksiksiz bırakmayan ayakların her bayram aynı ayakkabıları giydiğini anlaması, zaman aldı. Kadının 1930'lardan kalma yüksek ökçeli bir çift siyah ruganı, adamın ise her buruşuğu gıcır boyalı, kabaralı ve memur suratlı 'Sümerbank'ları vardı. Oysa kadın, o 12 puntoluk ruganların içinde sekemeyecek kadar ortalamıştı yaşı. Sümerbankların darlığına ise sirkeli suyla nemlendirilmiş bez tıkaçlar bile fayda etmiyordu artık. TV yoktu o zamanlar. Meclis'te cami de yoktu. Devlet balo tertiplerdi önemli günlerde. Cazbant mutlaka vals çalardı, belli bir yer gelince. O zaman 12 puntoluk ruganlarla kabaralı makosenler kalkar, en az bir vals yaparlardı. Masadaki iskemlelerden birinde yere değmeden sallanan minik iskarpinler; rugan ökçelerle kabaralı pabuçlar hep dönsünler, hiç durmasınlar isterdi. Dans ettikleri sürece on yıl, yirmi yıl önceki gibi bakıyordu kadınla erkek birbirlerine. Kavga etmiyorlardı.
Yeni danslar, uzun topuklu, pabuçların yerini alan iskarpinler kadar rahat ve demokrat. Figür öğrenmek zorunda değilsiniz. Kurallar esnek, figürler düş gücünün derinliğine kalmış. Eşimin ayağına bastımdı, yanlış adım attımdı sıkıntısı yok. İnsanlık, orasını burasını ince göstermek için ıkına sıkına giyilen balinalı korseler gibi kaldırıp attı tangoları, valsleri. Öyle ya, kim uğraşacak onca karışık figürle? Hazır makarna varken, erişte keseceğim diye ter dökmek niye?
Madrid'de bir dans tapınağı var. Adı, AIRE. "Acid House" diye anılan üstünüze afiyet, düşman başına, taş ölçeyim ve ağzımdan yel alsın müzik türünün en ileri karakolu sayılan bu diskotek, 89 yılbaşından beri değişik bir mönü sunuyor müşterilerine. Her cumartesi gece yarısından sonra iki buçuk saat süreyle vals, tango, rumba, pasadoble gibi salon dansları. İşin ilginci, gençlerin bu dansları bilmediğini çok iyi bilen AIRE yöneticileri, söz konusu nostaljik danslar için altı adet kiralık kavalyeyi de hanımların hizmetine koymuşlar. Her biri uzun boylu, sırım gibi "İspanyol" kavalyelerin bir danslık fiyatı sigaradan ucuz: 100 paseta. Kiralık kavalyeler, profesyonel dansör değiller. Hafta içinde kimi satış mümessili, kimi üniversite öğrencisi. Hepsi harika dans ediyor..
Kiralık kavalyeler, dans sırasında gülümsüyor, ama konuşmuyorlar. Yöneten erkek, yönetilen kadın. Konuşsalar, bu denge bozulacak belki. Kadının kimi kez beyinsel üstünlüğü ortaya çıkacak, gövdelerin estetik uyumundaki o estetik büyü yok olacak. Son model cekedinin içinde erkek kalıbı gibi duran Fernando, diskoteğin loş karanlığında fosforlu gibi duran dişlerini göstererek, topaç gibi döndürüyor bir valsin temposunda, sımsıkı sardığı güzel kızı. Varla yok arası giysisinden çok, uzun siyah saçlarıyla örtünen bir hanım müşteriyi izliyorum. Boa yılanının hipnotize ettiği yumuşak tüylü bir hayvan gibi dalıp gitmiş, ince uzun Manuel'in masum bakışlarına. Manuel'in "Sartre" özentisi, yeni moda yuvarlak çerçeveli "entel" gözlükleri var. Giysisinden çok saçlarıyla örtünen kadın, Manuel'in genç kollarından yayılan ter kokusunu içine çekerken, bu iş için yüz peseta kira ödediğini unutmuş sanki. Çalınan parça, Khatchaturian'ın "Maskeli Balo"sundan alınmış gibi. İşte kadın ve erkeğin en kusursuz birlikteliği.
Kiralık kavalyelerle dans etmek için dans bilmek gerekmiyor. 100 pesetayı bastıran, doğuştan kendini yetenekli sanır. Aralarında en zor olanı, yine de tango. Bu dansa yalnız gövdesini değil, yüreğini koyması gerekiyor insanın. İki buçuk saatlik nostalji seansı sırasında o yüzden, yalnız bir kez tango çalınmakta. Gerisi vals, mambo, polka, pasadoble ve "Ça Ça". Ama AIRE'nin nostalji çıkarmasında kadın erkek eşitliği pek kollanmamış. Diskoteği birlikte denetlediğimiz erkek arkadaşlardan biri, "Haksızlık bu" dedi çıkarken, "ben de tango, rumba oynamak isterdim. Hani bana kiralık dam?"
