Roberto kapıyı iki kez çalar
Radikal · 23 Ağustos 1997
"Memeli"ler evreninde iki ayağını yorganına göre uzatanların soyu tükeneli beri, borç yiğidin kamçısıdır yandaşları iyice çoğaldı. Koskoca devletler bile uçan kuşa borçlu. Saygıdeğer hükümetlerin, ağır sıklet güreş şampiyonluğu kazanmış gibi 'taze' borç bulmakla övündüklerini gören sokaktaki sade memeli ne yapmaz? O da bankaya, tüccara, bakkala, kasaba, kapıcıya borçlanıyor. Günümüzde borç bulabilmenin eşanlamı, itibarı yerinde olmak. Yeni borç bulamadı mı, memelinin yaşamı sönüyor.
Borçla yaşayan memeliler ikiye ayrılmakta: Kuru memeli senetsizler ve iri memeli senetliler. Bakkala kasaba borçlanan; senetsiz sepetsiz, sessiz ve kimsesiz kuru memeliyi takan yok. Borcunu ödemedi mi, 'kredisi' kesiliyor ve 'acından' ölüyor. Genellikle ya da özellikle başkasının parasıyla yaşayan ve iyi yaşayan iri memeliler ise borç alırken çok güvenilir kişiler. Afili imzalarını bono, senet, çeklere atıp paraları alıyor ve çoğu kez ödemeyi unutuyorlar.
Spekülasyon ekonomisi giderek güller açan İspanya'da, Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre yalnız Madrid kentinde karşılıksız kalan senet, çek ve tahvillerin bedeli 1988 yılı ilk on ayı için 32 milyon peseta dolaylarında. Liberal ekonomi sisteminin özeti nedir? Nerede taleb - i ihtiyaç, orada endam - ı arz, Öztürkçesiyle "İti an, sopayı hazırla." Borç verenlerden aldıkları paraları ödemeyenler; bu batık paraları tahsil ederek belli bir komisyon karşılığında alacaklıya geri veren bir meslek dalına yol açmış bulunuyorlar: Paralel tahsildarlık. Yazımızın kahramanı Roberto, bu yeni iş kolunun bir emekçisi.
Çatık kaşlı, efe duruşlu, yakışıklı bir İspanyol. Silindir şapkası, papyon kravatı, beyaz gömleği ve kuyruklu ceketiyle borçlunun tepesine dikildiğinde oldukça etkileyici olmalı. Çünkü Roberto yeni işinde 'Frak' giyiyor. Gömleği hariç baştan aşağı siyah bir frak. Siyah bond çantasının üstünde kocaman harflerle, "Gecikmiş borç tahsili", siyah makam arabasının tepesinde de "Fraklı tahsildar" yazıyor. Roberto bir kapının önünde durduğu zaman "ne" için geldiğini bilmemek olanaksız, "kim" için geldiği ise tüm mahalle tarafından ilgiyle izleniyor.
Roberto'nun asıl mesleği elektrikçilik. Yıllar yılı çalıştığı fabrika kapanınca, İspanya'nın işsizler ordusuna katılmış. Bir yıl önce gazete ilanıyla bulduğu "paralel tahsildarlık" işine girince; mavi işçi tulumunu siyah frakla değiştirmiş.
Şimdi, "Senetli sepetli borç ödemek için komisyoncu tahsildara ne gerek var; İspanya'da yasa, yargıç, haciz yok mu?" diyeceksiniz. Hepsinden var elbet. Ama İspanyol bürokrasi kuşunun ayağı da mehter adımıyla yürüyor. Mahkemelerde dava açmak dünyanın parası, koşuşturma ve zaman kaybı da cabası.
Roberto'nun şirketi iki kişilik. Bir kendisi, bir de patron. İşin ilginç yanı, üstlendikleri batık paraları yüzde yüze yakın bir başarıyla kurtardıklarını söylemekteler. Kurtarılan tutar üstünden yüzde 10 ile yüzde 30 arasında değişen bir komisyon alıyorlarmış. Taktik oldukça basit ve etkili. Borçlunun önce yeri ve telefonu tespit ediliyor. Bu tespiti yapamazlarsa işi almıyorlar. İki vade arası buhar olup uçan verecekliler de yok değil çünkü. Adresi belirlenen borçluya önce Roberto'nun patronu telefon edip nazik bir dille borcunu anımsatıyor. İlk telefona olumsuz yanıt veren verecekli görülmüş değil. Hepsi, "öderim" diyor. Sonra Roberto harekete geçiyor. Önceden haber vermeden, Red Kit maceralarının ölü gömücüsünü andıran siyah frak, siyah çanta, siyah arabasıyla borçlunun kapısına dikiliyor. İşin püf noktası, mümkün olduğunca çok kişi tarafından görülüp; 'kıstırılan' verecekliye çevrenin baskısını hissettirmek. Roberto, tatil günleri, genellikle evde yakalamayı yeğliyor avını. Sokaktaki komşulardan, apartman kapıcısına değin mahallenin ilgiyle izlediği Roberto'yu, kapıyı açınca karşısında bulan verecekli, küçük dilini yutmasa da tüm 'gardını' indiren bir şaşkınlığa uğruyormuş. Roberto, "Hiç kötü bir davranışla karşılaşmadım" diyor. "Elimdeki kartviziti uzatıp kendimi tanıtır ve borcunuz var; ödeme koşullarını konuşmaya geldim, derim." Verecekli hemen razı olursa içeri girer, ödeme gününü tespit ederlermiş. Tek elde ödenemeyecek borçlar içinse yeni bir vade planlaması. Kendisi yerine karısı çıkan, evde olmayan ya da yok dedirtenlere karşı saldırı taktiği çok basit. Patron, günde on kez telefon ediyor: "Borcunuzu ne zaman ödeyeceksiniz?" İşe, eve, saunaya, kahveye. Borçlu ağzını bozsa bile son derece nazik bir ısrarla sürüyor telefonlar. Bu arada Roberto yine kapıya dayanıyor: "Ödeme koşullarını konuşmaya geldim." Sonra yine telefon. Sonra yine Roberto. Bu sinir savaşının sonunda kimin kazanacağı belli değil mi?
