Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Dörtnala uygarlık

Radikal · 25 Ağustos 1997

Madrid'in şirinliklerinden biri de atlı polisleri. Kentin cehennem trafiğinde bazen, yolların bir buçuk iki saat kımıldamadan tıkandığı oluyor. Motorlar dönüyor, sürücüler homurdanıyor. Egzozlar dışarıda, sigaralar içeride, fosur fosur tütmekte. Bir de bakıyorsunuz, o sarsılıp sarsılıp yerinde sayan, motoru bilmem kaç beygirlik otomobillere üstten bakarak, tıkır da mıkır atlar geçiyor yanıbaşınızdaki kaldırımdan. Kulağınızda toplumsal belleğin ataerkil müzesinde unuttuğunuz bir kişneme sesi, bir nal şakırtısı; bir beygir kokusu çalınıyor burnunuza.

Binici polislerin cakasından geçilmiyor. Mahmuzlu çizmeler pırıl pırıl, lacivert ceket, şıkırdım düğme; bir duruş, bir alım, değme keyiflerine. Önümüzde açık kaportalı kırmızı bir jaguar durmakta. Sürücüsü arada bir boş vitese gaz verip kafese kapatılmış aslan gibi kükretiyor motoru. Elleri, tempolu bir sinirle direksiyonu dövüyor. Yanındaki güzel kız, can sıkıntısından tırnaklarını kemirmekte. Atlı polislerden biri, tek yumruğu baldırına dayalı, Jaguar'ın yanından geçerken kıyak bir selam çakıyor. Jaguar'ın sürücüsü mosmor. Atlar, eli kolu bağlı bir canavarı anımsatan araba magmasının hırıltılarına aldırmadan, beton kaldırımı şakırdatarak uzaklaşıyorlar. Duran trafikte alay eder gibi göz kırpan kırmızı, sarı, yeşil ışıkların tam dibine... kuyruğunu kaldırıp lök diye... Doğal gereksinimini gidermez mi bir tanesi?

"Hay" diyesiniz geliyor, lastik tekerlekli teneke kabuğunuzun penceresinden: "Ben böyle uygarlığın..."

İçinizden o kontağı kapatıp çıkmak, o atların sırtına atlamak, dört nala rüzgâra, denize, dağa koşmak geliyor.

Aylak zamanlarla lüks araba vitrinlerine burun dayayıp zenginlik düşleri kurulan yılları yavaş yavaş geride bırakıyor insanlık. Hiç değilse gelişmiş ülkelerde. Madrid'in göbeğinde cennet gibi bir yeşil alan var. Retiro Parkı. 143 dönümlük parkın asayişini bir atlı polis birliği sağlıyor. Tatil günleri binicilik gösterisi yapmak da bu birliğin görevleri arasında. Her pazar Retiro Parkı'nın terbiyeli atlarını seyretmeye gelen İspanyollar, çocuklarıyla paylaştıkları bir sevinçle çığlık çığlığa.

Ama atlı polislerin becerisi, Retiro gösterileri ya da trafik sıkışıklığında caka satmakla bitmiyor elbet. Geçen salı günü, Buenavista Mahallesi'ndeki Pınar Sokağı'nda devriye gezen iki atlı polis, elindeki bir şişeyi cebine saklayan delikanlıdan kuşkulanıp kendisini durdurmak istedi. Genç çocuk, 'dur' ihtarına uymayıp koşmaya başlayınca, onlar da hafif tırısa kaldırdılar atlarını. Derken delikanlının zorlu koşucu olduğu ortaya çıktı ve Castellana Bulvarı'nın yoğun trafiği içinde dörtnala bir takip başladı. Arabaların sert fren gıcırtılarına, (hırsıza çarpmak neyse de beygire bindirmek 'arabaya' çok zarar verebilir) kornaların canhıraş feryatları karışıyordu. İşlek caddeyi verev kesip, çiçek tarhlarının üstünde engel atlayan dört nala iki polisin görüntüsü karşısında, birçok Madridli küçük dilini yuttu. Polisler, kaçağı Maria de Moline Sokağı'nda kıstırdılar. Ceketinin cebinde çalıntı bir araba radyosu taşıyordu.

İstanbul, atlı arabaların son yıllarını yaşıyordu. Atların altı bağlansın mı bağlanmasın mı diye tartışırdı belediyeler. Son zamanlarda, altları bağlanmıştı. Sonra işlevlerini Anadol marka kamyonetlere bıraktılar. Motorluya karşı atlı arabayı savunacak değilim. Böylesi bir özleme, nostalji değil beyin sulanması derler. Ama Retiro Parkı'nda rastladığım at pisliği öbekleri önünde durup. Uzun uzun düşündüm. Egzozların kustuğu o kurşun yüklü kahpe dumandan daha sevimli geldiler bana.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1