Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Kıbrıs, Mıbrıs

Radikal · 27 Ağustos 1997

Binlerce kilometrelik dantel kıyılarıyla dev bir örümcek ağını andıran o görkemli "deniz" ülkesinin sahipleri biz, Börklüce Mustafa'nın sekiz bin atlıyla indiği Karaburun dağlarında durmuşuz. Gözlerimiz Ege'nin mavi sularına dikili; hasetle, gıptayla, MidilliSakız postasını seyrediyoruz. MidilliSakız postası, küçücük beyaz bir gemi. İnce ve zarif burnu, ak köpükler çıkartarak yarıyor kendi malı saydığı lacivert suların geniş kalçalarını. Her akşam üstü, dokunur gibi geçiyor Karaburun dağlarının eteklerine, kıç atıyor, düdük çalıyor, nispet yapıyor Türk kıyılarına.

Motorlarının düzenli homurtusu, dört bir yanı denizle çevrili o koskoca kara kütlesi, Anadolu insanına, asla su yolu kullanmayı öğrenmemişliğini hatırlatıyor, denizci olmamışlığını başına kakıyor.

Midilli Sakız postasına bakarken kıskançlıkla, karalarımıza bağlamak istediğimiz bir başka ada geliyor aklıma: Kıbrıs. Türkler kalabalık görünsün diye bu adaya doldurduğumuz kara adamları ormanları yakalı beri, artık "yeşil" olmayan Kıbrıs'ın Kuzey bölümüne otuz yıldır geçirdiğimiz dişlerimiz ve tırnaklarımızla, dünyanın tüm rüzgarlarına karşı tutunmaya çalışan ölmez otlarıyız biz. Sorun, karışık ve kemikleşmiş bir sorun. Kim haklıydı, kim haksızdı, onu tartışmayacağım. Varılan noktada görülen o ki, Avrupa Birliği zenginleşen Güney Kıbrıs Rum kesimini üye alacak, Türkiye de misilleme olarak yoksullaşan Kuzey Kıbrıs'ı kendi topraklarına ilhak edecek. Bilindiği gibi bizim ülke aydınları, son yıllarda birinci ve ikinci cumhuriyetçiler, diye ayrıldı. Gördüğüm kadarıyla "ikinciler", her konuda olduğu gibi Kıbrıs konusunda da devletçi görüşe yükleniyor ve vur abalıya vururken devletçi görüşe, Güney Kıbrıs'ın yükselen ekonomi politikasına övgüler düzüyor, Türk kesiminin bunca yoksul ve bağımlı kalmışlığını bu politikanın sakatlığına veriyorlar.

Ne birinci, ne ikinci, salt ve bölünmez bir cumhuriyetçi olarak naçiz kulunuza güvenirseniz sevgili okurlarım, size Kıbrıs konusunda devlet görüşünü eleştirenlerle savunanların, aynı dalalet kabında cıp cıp yaptıklarını söyleyebilirim.

Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, bugün vardığı ekonomik potansiyeli ve varsıllığı, uyuşturucu ve silah kaçakçılığında Akdeniz'in en önemli "servis tepsisi" haline gelmek, üstüne üstlük vergi cenneti diye adlandırılan bir "off shore" şirketler ülkesi olmakla yakalamıştır. Ve bu durum, tüm dünya tarafından bilinmektedir. Türkiye'nin Kıbrıs'taki devlet politikasını eleştirenler, Rum kesiminin zenginliğini ballandırırken, zenginliğin böyle bir temel üzerinde kurulduğunu ya görmezlikten gelmekte ya da bilerek söylememektedirler. Kendini ve görüşünü savunmak durumunda olan Türk devleti ise AB'ye karşı: "Sen kara para aklayan, vergi kaçakçılığı cenneti Rum devletini nasıl üye alırsın" sorusunu sormaktan acizdir. Çünkü...

Düşman ilan ettiğimiz Kıbrıs Rum kesiminde, Türkiye'de devletle iç içe yaşayan, aralarında devlet adamı "eş"leri bulunan 135 Türk'ün, "off shore" şirketi ve kara para aklanan banka hesapları vardır. Dolayısıyla Türkiye, bünyesine kaçakçı ve yasadışı ekonomi sahibi bir ülkeyi almaya hazırlanan AB'den hesap soramamaktadır. Çünkü söz konusu 135 Türk'ün adresi, AB tarafından bilinmektedir. Ve Avrupa'nın, Güney Kıbrıs'ı çatır çatır üye kaydederken sesini çıkarmaya kalkan Türkiye'ye yanıtı hazırdır: "Kıpırdarsan, isimleri açıklarım..."

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1