‘Ar’sızlar
Radikal · 29 Ağustos 1997
Apış arasını iki elinin ortasına alıp, kara kara düşünmeye başladı adam. Acaba bugün ne yazacaktı? Penis, iyi bir konuydu. Ama uzununu kısasını, küçüğünü büyüğünü, eğrisini doğrusunu, incesini kalınını, kıllısını kılsızını, hepsini, hepsini anlatmış; üstelik Pierre Peret adlı şarkıcı bu işi üç dakikalık bir şarkıya sığdırırken, kendisi yıllardır yaza yaza bitirememişti. Mastürbasyon mu yazsaydı acaba? Çok ilgi çekici bir konuydu. Ama yorucuydu doğrusu. Kolay mıydı, ikide bir ereksiyona uğrayıp orgazmla uğraşmak? Gözleri kararıyor, elleri titriyor, hali kalmıyordu insanın. Güç işti yazarlık vallahi, çok güç işti.
"Hah, buldum!" dedi kendi kendine. Madem bu kadar güç bir iş yapıyordu, gazeteden zam isteyecekti yazısında. Ama olmazdı. Geçen hafta istemiş, vermişlerdi. Peki tatile gitmek istese? Mümkün değil, çünkü yeni gelmişti.
Karısını anlatmıştı, karısının arabasını, kendi arabasını bilem yazmıştı. Ne yazacaktı şimdi bu biçare?
Aslında apış arası kaşınıyor, ne yazmak istediğini çok iyi biliyordu! Eski sevgililerini, kaçamak aşklarını yazmak istiyordu. Ne nostaljik, ne romantik, ne semantik, ne erotik yazılar olur üstelik cilt cilt konu çıkardı billahi. Ama işte, yazamazdı bütün bunları, çünkü maatteessüf, karısı pek kıskançtı. Andropoz yazsa? Doğrusu kendinden yaşlı bazı yazarların nem kapmasından ya da alanlarına tecavüz etmekten korkuyordu. Ama zaman, lehine çalışıyordu. Nasılsa o da andropoza girecekti bir gün. "O zaman, şimdiki andropozlu yazarlar ölür, meydan bana kalır," diye geçirdi içinden ve rahatladı.
Çöktü bilgisayarının klavyesine ve yazmaya başladı: "Öf, sıkıldım be..."
Apış arasını, iki elinin ortasına alıp kara kara düşünmeye başladı kadın. Acaba bugün ne yazacaktı? Boyunu posunu öğrenmişlerdi. Kuaförünü biliyorlardı. Yaşını başını, anasını danasını, âdet öncesi, âdet sırası ve sonrasını bir bir öğrenmişler, hatta takvim tutuyorlardı. Yatağının özelliklerini ezberlemişler, giyip çıkardıklarını hatmetmişlerdi. Gardırobunun kapısını ardına kadar açıp, umutsuzlukla baktı: Acaba kıyıda köşede, yazılacak bir şey kalmış mıydı? Kirli çamaşır sepeti dahil her yeri karıştırdı, bir şey bulamadı zavallı. Ama umutsuzluğa düşecek kadın değildi o.
Sıçrayıp oturdu, bilgisayarın üstüne. Dünyada konu mu kalmamıştı allasen? Geçen gün ağda yaptıran o değil miydi? Masaj sırasında yazı konusuna benzer bir şeyler hissetmemiş miydi? Ya bisiklete binerken karıncalanan kalçaları? Alın size harika bir yazı! Yazıdan bol ne vardı ki? Kendininkiler bittiyse, o da başkalarının yazılarını çalıp yazardı, n'olmuş? Zaten bu konu sıkıntısı, yaş durumuyla ilgiliydi. Hele bir evlenip ayrılsın, birkaç kürtaj daha geçirsin, hele hele menopozu devirsin, bak neler yazacaktı o zaman.
Rahatlamıştı. Yazmaya başladı: "Oh, canıma değsin..."
Ertesi gün, bu mutena köşe yazarlarının anaları babaları, her zaman olduğu gibi iftiharla okudular yavrularının günlük yumurtalarını. Her zaman olduğu gibi gözlerinden birer damla yaş geldi, duydukları gururdan. "İyi ki kolejlere gönderdik onları, bak ne iyi veriyorlar gördükleri eğitimin hakkını," dediler kendi kendilerine. Çocuklarının önünde kocaman bir gelecek vardı. Onlar ise yaşlılıktan biraz bunamış, "arsızlık" sözcüğünün "ar" kökünden geldiğini unutmuşlardı.
Yavrularından utanmıyorlardı. Zaten utansalar, ne yazardı ki o "mazarlar"?
