Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

‘Haya’sızlar

Radikal · 30 Ağustos 1997

Kalın purosunu iki parmağının arasına alıp, kara kara düşünmeye başladı adam. Acaba bugün kimin hakkını yiyecekti? Memurun hakkı, lezzetli, kolay ve basit bir lokmaydı. Ama iliği ve kanı son damlasına kadar emilmiş, eti sıyrılıp neması kemirilmiş, takır takır kemiklerinden başka bir şeyciği kalmamıştı tabakta. Sigortalının hakkını mı yeseydi acaba? Yok, yok, tehlikeliydi. Sigortalının hakkını yiyen daha kalın purocuların av sahasına tecavüz edemezdi. Hasetle ürperdi, şöyle bir gıcıklandı iki elinin arası. Nasıl da iyi kurmuşlardı, kalın purocular tezgahı! Beş veriyorlar, bir gösteriyosrlar ve onun kasasına girmesi gereken haracı beşte bir orana indirgiyorlardı. Acaba bankalara, repolara mı el atsaydı? Pek çok nedenden ötürü, bu da mümkün değildi. Birincisi, o "hak" yemek üzere çıkmıştı yola. "Haksız"lık temizlemek için değil. İkincisi, repo lokması, onun kocaman işkembesine bile sığmayacak kadar büyüktü. Yutmaya çalışırken tıkanmak ihtimali vardı. Küçük bir parça kopartmaya kalksa, yine olmazdı. O lök gibi repo duvarı yıkılırsa kendi de altında kalırdı. Babasını hatırladı. Küçücük bir çocukken rahmetliden aldığı altın öğüt: "Karıştırma!"ydı. Karıştırılan lök, kötü kokar, lağım gazı adamı boğardı.

Peki ne yiyecekti bugün bu adam? İşçiler kemirilmiş, işsizler sindirilmişti, yan gelip yatanlara ise ilişilmezdi. "Hah, buldum!" dedi kendi kendine. Aldı kağıdı kalemi eline. Benzine zam yazdı. Gaza zam yazdı. Suya zam, havaya zam, ekmeğe, tuza, yağa, ete, balığa zam yazdı. Uçamayan ve kaçamayan tüm mahkulat, zamtirinam oynamaya başladı. "Böylece," diye purosunu dişledi adam, "Varsılından yoksulundan, eşit parçalar koparıp, ortalığı bulandırıp lökü karıştırmadan leşkeri doldurmuş olurum!"

Ancak hevesi kursağında kaldı. Uçanlar ve kaçanlar, yan gelip yatarken para basanlar, tırnaklarını kesip verdiler ona, beslensin diye. Ve adam, yeniden memur pirzolası düşlemeye başladı. "Kemiğe yakın et, daha lezzetli olur," demişti babası.

Kalın tespihini dolma parmaklarına dolayıp, kara kara şaklatmaya başladı adam. Acaba bugün ne çalacaktı? "Allah için," deyip Almancıları dolandırmıştı. "İslam için," deyip Suudileri, "Şeriat için," deyip Kaddafi'yi ütülemiş, Çeçenya'da üst üste yığılan öksüz, yetim, dul ve mücahit cesetlerinden bile para çalmıştı. Kurduğu holding ve üfürükçü okulları para basıyordu. Üfleyerek kemirmekte üstüne yoktu zaten. Okuya üfleye cumhuriyetin altını oymuş, oyuklara sülükler doldurmuş, hak, hukuk, yasa, özgürlük geberdikçe semirmiş, dev bir ahtapot olup çıkmıştı artık. Peki bugün ne çalmalıydı ki dört karısı, küffar ipeklerine dolanıp "Gianni Versace benim modacımdı, Pierre Cardin senin modacındı," diye çekiştirmesinler çarşaflarını. Geçen günkü defilede, paylaşamadıkları bir tesettür mantosu için doğrusu, cihat bayrağı açmalarına ramak kalmıştı. Kuran'ın emrettiği gibi giyinmek, çok para gerektiriyordu.

"Hah, buldum!" dedi kendi kendine. "Cihat"ta çok para vardı. Bosna'dan epeyce götürmüştü, Çeçenya'da büyük performans göstermişti. Demek ki yeni bir cihat kapısı gerekiyordu. Allah bir kapıyı kaparsa başka bir kapıyı açardı nasılsa. Dolma parmaklarıyla yağlı kara tespihini şaklatarak beklemeye başladı. Suyun başında o koca purolu kolaycılar olduğu için fazla beklemesine gerek kalmayacaktı. Cihadın ucu görünmüştü, arkasındaki ümmet, bu kez Çeçenlere değil, doğrudan ona para yağdıracaktı. Allaha şükür, istikbali parlaktı.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1