Senyörler ve serfler
Radikal · 1 Eylül 1997
İsveç'i nasıl bilirsiniz? Öksüzün, yetimin, dulun sokakta bırakılmadığı, yoksulun doyurulup işsize ücret ödenen bir ülke olarak değil mi? İsveç'te güçlü kuvvetli, uzun boylu, sağlam insanlar yaşar. Vergi kaçırılamaz, milli gelirden herkese pay düşer, sağlıktan eğitime, devletin tüm hizmetleri bedavadır. Ve İsveç, insan hakları konusunda yıldız bir simgedir. Ara sıra, Türkiye'ye de parmak sallayıp ders verir.
Oysa bugün bildiğimiz İsveç, insanlık dışı, barbar, gaddar ve korkunç bir tarihin meyvesidir.
İsveç'teki Dagens Nyheter adlı gazete, 20 ve 21 Ağustos tarihli sayılarında, Maciej Zaremba adlı gazetecinin, inanılmaz bir araştırmasını yayımladı. Zaremba'nın resmi belgelerle kanıtladığı araştırmaya göre, 1935 ile tarih açısından "dün sayılacak" 1976 yılları arasında, tam 62 bin İsveçli, "temiz" ve "sağlıklı" görünmedikleri için, kirli ve hastalıklı çocuklar doğurmasınlar diye kısırlaştırılmışlardı. Kısırlaştırma kararları, yerel yönetimlerin hükümet tabipleri tarafından alınmış ve 1922 yılından öteye yürürlükte olup, "Saf İsveç Irkını Koruma Yasası"na dayandırılmıştı. Bu yasa, saf ırkın özelliklerini, Uppsala Irksal Biyoloji Ulusal Enstitüsü'nün resimlerle çizerek gösterdiği fiziksel ölçütlere göre belirliyordu.
İsveçli sosyal demokratlar, ilk "ırksal temizlik" yasa tasarısını, parlamentoya 1922 yılında sundular. Tasarı, suç işleme eğilimi gösteren nüfusun, mastürbasyonun ve serseriliğin, ırksal bir yozlaşmayla sonuçlanmasını engellemek için, bu tür "kuşkulu" kişilerin kısırlaştırılmasını öngörüyordu. Ancak "sosyal uyumsuzluğu" ırksal bir tehlike saymadığı için kabul edilmedi.
Irk temizliğini sağlayacak kısırlaştırma yasasını çıkarmak onuru, 1935 yılında, dünyadaki sosyal demokrat ideolojinin babası Tage Erlander'in hükümetine nasip oldu. Yerel yönetimler, gözü kör ya da şaşı, sağır, topal, geri zekâlı ve eşcinsel kişileri, kadın erkek, kısırlaştırmaya başladılar. Zamanla, ırksal temizlik ölçütleri değişti. Örneğin 1953 yılında kısırlaştırılan genç İsveçli Niels'in ameliyatı, "cinsel bozukluklar gösterdiği" teşhisine dayandırılıyordu. Oysa Niels'in gizli raporunda, "şeceresinde İsveçli olmayan yabancı kanı taşıdığı" ibaresi yer alıyordu. 1965 yılında, üç çocuğunu yalnız büyüten bir anne, "Kirli göründüğü, tırnaklarına kırmızı oje sürdüğü ve nefesi kötü koktuğu", gerekçesiyle kısırlaştırıldı. Baba devlet, sosyal demokrat İsveç'in, ilk kez çocuk bakım yardımı dağıtmaya başladığı 1948 yılında, kısırlaştırma rekoru kırıldı. Günde altı ameliyatla, tam 2264 insan, çocuk yapma ve doğurma olanağını yitirdiler.
Genç erkekleri, tam yaz öncesi hadım ediyorlardı. Böylece hasat mevsiminde, akılları başka yere kaymadan çalışmaları sağlanıyor, devlet de istenmeyen çocuklara bakım parası vermekten kurtuluyordu.
İsveç'teki kısırlaştırmaların dayandığı ırksal temizlik yasası, yalnızca 1976 yılında, gizli bir parlamento oylamasıyla yürürlükten kaldırıldı. İnsan hakları havarisi İsveç'in bu iğrenç tarih dilimini inceleyen tek tarihçi var: Maija Runcis. Bir de cesur araştırmasını yayımlayan gazeteci Zaremba.
Düşünüyorum, acaba İsveç'te, el ve ayak parmaklarından daha çok çocuk yapan, çok karılı Kürtler ve İslamiyetçiler olsaydı, bu yasa yürürlükten kalkar mıydı? Ya da aynı İsveç, şimdilik topraklarında konuk ettiği PKK'lılara ve İslamiyetçilere, ileride ne gibi bir "muamele" düşünecek acaba?
