Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Irkçılık

Radikal · 5 Eylül 1997

Sıcak bir ağustos gecesiydi. Colmar'dan yola çıkan beyaz kamyonetin içinde, dini bütün bir Türkiye Cumhuriyeti ailesi vardı. 15 yaşındaki kızları Nazmiye anlamasın diye, aralarında Kürtçe konuşuyorlardı. Üç yaşında geldiği için Fransa'ya, Kürtçe öğrenememişti Nazmiye. Belki de öğrenmek istememişti. Zaten bu kamyonetin içinde, takkeli babası Mustafa, başı bağlı anası Elife, çember sakallı ağabeyi Abdullah ve yeğeni Lütfü'yle de bulunmak istemiyordu. Ama ne gelirdi ki elinden?

Kamyonet ormana doğru yol alırken ağabeyi Abdullah, küfür yağdırıyordu genç kıza. Issız bir yol kenarında durdular. Çember sakallı Abdullah, Nazmiye'yi kolundan tutarak indirdi, yere yatırdı, boğazını sıkmaya başladı. Nazmiye, debelenirken "Niye bana bunu yapıyorsun?" dedi Fransızca. Abdullah, yeğeni Lütfü'yü yardıma çağırdı. Lütfü, daha sonra mahkemede: "Apo gırtlağını sıkarken ben de çırpınmasın diye üstüne çıkıp oturdum," diye anlatacaktı. Nazmiye cansızdı, ancak on dakika kadar daha sıktı boğazını ağabeyi. Anası Elife'nin kılı kıpırdamadı cinayet sırasında. Zaten Nazmiye'nin infaz kararını da kendisi vermişti.

Aile meclisi toplanıp da Elife kadın, "öldürün!" deyince, öteki kızları, kendilerine benzeyen başı bağlı Fatmagül'e "kardeşinin katli vacip!" haberini verdiler. Hiç sesini çıkarmadı, yatağına büzülüp kaldı Fatmagül.

Nazmiye'nin cesedi iki gün sonra bulundu. Fransız polisi, önce Nazmiye'nin masum flörtü, Cedric'i tutukladı. Günlerce süren sorgudan sonra Fatmagül konuştu. Abdullah ömür boyu, diğerleri yirmişer yıl hapis cezasına çarptırıldılar. Elife kadın, niye hapsedildiğini hâlâ kavrayamıyor, zaten mahkemede, "Siz anlamazsınız hâkim bey, namusumuzu temizledik, bunun cezası yok!" diyordu. Diyordu, demek biraz abartılı. Çünkü ne göçmen işçi Mustafa ne de kendisi yıllardır yaşadıkları Fransa'da Fransızca öğrenmişlerdi. Çevirmen aracılığıyla konuşuyorlardı.

Peki neydi Nazmiye'nin suçu? Nazmiye'nin suçu, başını bağlamaması, blucin giymesi ve tekno müzik sevmesiydi. Sık sık evden kaçıyor, sinemaya, kahvelere gidiyor, kendisi gibi "isyankâr" kız arkadaşı Fas kökenli Myriam'la dertleşiyordu. Ağabeyi Abdullah kendisini sık sık dövüyordu. Aile, Nazmiye'nin bekâretini yitirdiğine emindi. İki kez kızlık muayenesi yaptırdılar, temiz çıktı. Derken, yeğen Lütfü bir gün Nazmiye'ye, yeni tanıştığı Cedric'le birlikte rastladı. Kolundan tuttuğu gibi evine götürdü ve ailesine haber verdi: "Nazmiye'yi Fransız oğlanla yakaladım..."

Nazmiye'yi ormana götürüp ailecek öldürdüler. Otopside, Nazmiye'nin hâlâ bakire olduğu anlaşıldı.

1993'te Kürt kökenli bir işçi ailesinin işlediği bu cinayeti, zamanında Fransız ve Türk, tüm gazeteler yazdı. Ancak, düşündürmeye devam ediyor Fransızları. 15 yaşında söndürülen Nazmiye Ilıkpınar'ın zavallı yaşamı, bu ay "Namus Uğruna" adıyla belgesele konu oldu Fransız televizyonunda.

Avrupa'da Türklere yönelik müthiş bir ırkçılık başladı, evet. Peki Mustafa Ilıkpınar ve ailesi, Nazmiye'ye karşı "neydi"ler? Kendine benzemeyene, benzemek istemeyene yaşam hakkı tanımamak, nedir? İstediği gibi yaşamak isteyen bir genci öldürmek, bulunduğu ülkenin tüm törelerine ve âdetlerine kapıları kapayıp dilini öğrenmemek, uyum sağlamayı reddetmek ırkçılık değil midir?

Irkçılık değil mi, ülkesindeki kiliseleri ahır yapıp çalışmaya gidilen ülkeye cami minareleri dikmek? Kapılandığı Hıristiyan ülkesinde, din uğruna, namus uğruna cinayet işlemek, PKK'sıyla, solcusuyla, sağcısıyla sokaklarında dövüşmek hangi duyguları uyandırır o ülkenin yurttaşları arasında?

Hiç mi suçumuz yok, bugün bizi benimsemiyorlarsa Almanlar, Fransızlar?

Biz, Türkiye'de yaşayan Ermenileri, Rumları benimsedik mi? Terk edilmiş, ahır yapılmış kiliselere ve kalan azınlık nüfusuna bakın, anlarsınız, ne kadar ırkçı olmadığımızı.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1