Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Gülün öteki adı

Radikal · 15 Eylül 1997

Yeryüzü, henüz bildiğimiz dünya değildi. Her yer deniz, yerkürenin sahibi su idi. Milyonlarca yıl önce bir gün, toprak ana isyan etti sırtında taşıdığı ezici denizlere ve bağrında uyuyan volkanlarını kustu suların üstüne. Karaburun Dağları, Ege Denizi'ni kesen heyûla bir bıçak gibi dikildi yeryüzüne. Önce kızıl bir lav nehriydi, sonra denizle barıştı, sönüp karardı rengi ve adına Karaburun dendi.

Ateşle suyun boğuşmasından doğan bu dağlarda, milyonlarca yıl sonra insanların düzenini belirlemek üzere, Börklüce Mustafa'nın sekiz bin atlısıyla Osmanlı'nın orduları çarpıştı. Börklüce'nin yiğitleri, önce İzmir sancakbeyi Aleksandr'ı, ardından Timurtaş Paşazade Ali Bey'in kuvvetlerini yendi. Ancak Şehzade Murad'ın askeri, Bayezid Paşa'nın ordusuna yenildiler. Karaburun dağları, sekiz bin isyan, sekiz bin insan kanıyla kırmızıya kesti o gün. Yıl 1414'tü ve Ege'nin bağrına saplı bu kanlı satır, görkemli granit parçası, Osmanlı topraklarına bağlandı.

Bugün o topraklarda, benim dostlarım yaşıyor. Foça'nın kara taşına bastıktan sonra, "Tatar köprüsü"nden geçip Karaburun'a vuruldum onlar sayesinde. Doktor Alpaslan Bilen'i, Karaburun'da bilmeyen yok. Yirmi yıl boyunca, bu dağların bütün köylerini hükümet tabibi olarak gezen, her köylüsünün adını ve ağrısını bilen bu gecikmeli Börklüce müridi, şöyle yazmış Karaburun kitabının sunuşuna:

"Her beldeyi, her yeri özel olarak seven insanlar vardır. Ancak önemli olan, bazı insanlardaki bulunduğu yeri sevme duygusunun artık bir şehir, köy sevmenin ötesinde, vatan sevgisi, yar sevgisi, evlat sevgisi gibi olmasıdır."

Değerli iki bilim adamı, Barış Güntürk ve Cahit Telci'nin, Karaburun'un tarihini, coğrafyasını, toplum yapısını incelediği kitap, bu yöreyi kurda kuşa yem yapmamaya kararlı bir avuç aydının bir araya geldiği Karaburun Koruma Derneği'nin bir yayını. Bölgeye Rumların 19. yüzyılın ikinci yarısında geldiklerini bu kitaptan öğreniyoruz. O günlere değgin kendi aralarında yaşayan Müslüman halkın, önce başı açık gezen, erkeklerle bir arada yaşayan Rum kadınlarına şaşırdıklarını, içki içilmesine tepki gösterdiklerini de. Ancak bu tepki uzun sürmüyor Karaburun'un barışçı ve akıllı köylülerinin arasında. Hatta Türk evlerinden daha güzel ve sağlam yapılı Rum evleri yükselmeye başlayınca topraktan, Türkler de Rumlar gibi ev yapmaya özeniyorlar bir süre sonra.

Bu evler artık boş. Rum köyleri viran.

Sancaki Köyü, Sazak olmuş. Köy, Rumlar tarafından terk edildikten sonraki yıllarda, Parlak Köyü gençleri geceleri Sancaki'ye gelirler ve götürülemeyen testilerdeki şarapları içip içip, yavuklularının aşkına, ayışığına karşı koca koca küpleri bayır aşağı yuvarlar, kırarlarmış. Sancaki'nin yamaçları, Türk gençlerinin paramparça aşklarıyla dolu. Aşka gelince tabak çanak kıran Rumlar, arkalarında bıraktıkları şarap küplerinin başına geleni bilseler, buruk da olsa biraz, gülerlerdi kuşkusuz.

Karaburun'un yeni âşıkları, mühendis ve mimar dostlarım Reyhan ile Zühtü Yenikale'yle birlikte, bizim Börklüce müridi doktorun peşine takılıp dağ bayır dolanıyoruz. Başına poşu sarılı güzelim bir ihtiyar, beyaz, kırmızı ve siyah üzümler sunuyor arkamızdan koşa koşa yetişip. Vallahi gelemeyiz, billahi geleceksiniz, peşine takıp köyüne götürüyor bizi. Ilık keşkeke çalakaşık girişirken, fıstık ağacından taze fıstık koparırken, derme çatma köy evine bakıp, bu insanların fesat kentlerden uzak kaldıkları için cömert ve iyi olduklarını düşünüyoruz. Ne kadar budalaymışız. Evin kahve ikram eden güzelim şalvarlı kızı, Ege Üniversitesi'nden psikolog çıkmış, Varto'da öğretmenlik yapıyor. Diğeri, hemşirelik yüksekokulu mezunu.

1989 yılında, "Gülün Öteki Adı"nı yazarken, bu değişimi hesap etmemiştim ben. Şehzade Murad'ın kalıntıları, Börklüce'nin torunlarını artık kolay yenemeyecekler.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1