Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Devlet sırrı

Radikal · 17 Eylül 1997

Siz ve ben, yani "biz", sözlüklere göre bir "kamu" oluşturuyoruz, sevgili okurlar. Bir ülkede yaşayan yurttaşların tümüne, kamu diyorlar. Kamuoyundan söz edildiğinde bizim ağır basan inancımız, düşüncemiz, isteklerimiz kastediliyor. Kamu malı denince, bizim malımız; kamu hukuku deyince bizim haklarımız, kamu kurumu deyince bizim kurumlarımız, kamu işletmesi deyince bize ait işletmeler anlaşılıyor.

Oysa Türkiye'de kamu malları, bizim değil, devletin. Hukuku, bizim haklarımız değil devletin hakları. Kurumlar ve işletmeler de devletin. Zaten ne biz "kamu"yuz, ne de devlet gerçekten "devlet". Dilimizden düşürmediğimiz bizim devlet, gerçeklerin değil, sırların devleti. Bir (eski) başbakan çıkıyor, örtülü ödeneği har vurup harman savuruyor, nereye harcadın diye sorulunca, "devlet sırrı" oluyor. "Devlet sırrı" deyince, akan sular duruyor, adalet hazırola geçiyor, sanıklar tahliye oluyor, mesele kapanıyor. Çünkü kapanıyor mesele, bundan hiç kuşkunuz olmasın! Gerçek bir devlette, sanıkların aklanması ve davanın bitmesi anlamına gelmeyen "tahliye" kararları, bizim "sır" devletinin geleneğinde, sorunun "tahliye"si ve davanın düşmesi ile eşanlamlı.

Susurluk olayındaki devlet sırrı, öyle bir sır ki sevgili okurlar, dünya biliyor, Türkiye'de açıklanamıyor. Geçen pazar günkü yazımda, size ana hatlarını çizmiştim. Susurluk'taki kazada, PKK'nın şah damarını oluşturan eroin kaçakçılığının, devlet eliyle görevlendirilen bir çete tarafından ele geçirilerek elde edilecek yasadışı gelir sayesinde hem PKK'nın ümüğünü sıkmak hem de korucuları besleyecek bir finans kaynağı yaratmak politikasının delilleri vardı. Bu politika, yurtdışında "devlet hesabına" çalışan bir eroin kaçakçılığı şebekesi; içerde de gelen parayı kumarhanelerde aklayıp PKK ile sözünoma mücadele eden Kürt derebeylerine aktaran bir mafya yarattı. Tabii bu mafya, bu paranın bir bölümüyle besleniyordu. Fazla beslenenler de bazı iç hesaplaşmalarda yok ediliyorlardı.

Ben müneccim değilim. Bütün bunları, merkezi Paris'te bulunan hükümetler üstü Avrupa kuruluşu, Jeopolitik Uyuşturucu Gözlemevi'nden öğrendim. Kısaca OGD diye anılan bu kuruluşun, bu konuda AB'ye verdiği bir rapor var. Aynı raporda, Güney Kıbrıs Rum kesiminde kara para aklayan Türk işadamlarının ve politikacılarının (evet, çok üst mevkilerde bulunmuş politikacılarının) isim listesi de var. OGD'nin bana ve isteyen herkese ayrıntıya girmeden verdiği bu bilgilerin doğru olmamasını; Türk devletinin içinde böyle bir eroin kaçakçı şebekesi ve "resmi" mafya çetesi bulunduğuna inanmamayı çok isterdim. Ama bana, OGD'ye inanmamak için tek bir neden gösterebilir misiniz?

Bizim devlet, çıkıp: "Susurluk skandalının altında yatan şu ve şu..." diyebiliyor mu? Tam tersine. Her şey sır. Çete neyin çetesi, belli değil. Ortalık toz duman, sanıklar tahliye.

Biliyor musunuz, sözünü ettiğim OGD Jeopolitik Uyuşturucu Gözlemevi, isteyen tüm hükümetlere uyuşturucu kaçakçılığı ve kara para konularında rapor hazırlıyor, bilgi aktarıyor. Yani Türkiye, AB'nin elindeki raporun aynısını kendi bilgisi için hazırlatabilir bu merkeze. Böyle bir raporun Susurluk olayına projektör yakacağına hiç kuşkunuz olmasın.

Başbakan Mesut Yılmaz, Susurluk hakkında: "Eğer bu olayın üstüne tüm gücümle gitmezsem, başbakanlık bana haram olsun" dedi. İçtenliğine kesinlikle inanıyorum. Ama gücünün, Susurluk'a yeteceğine emin değilim.

Çünkü bu devlet saydam olamaz. Kullandığı "sır", ayna sırrı. İçine bakınca devlet, kendini görür ancak.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1