Cinsellikte devrim
Radikal · 21 Eylül 1997
Üç adım sonra yirmibirinci yüzyılın eşiğinden atlayacak olan insanlığın asgari müştereklerine baktığımızda, yeni yüzyılda uygarlığa yönelik en büyük tehlikeyi bağnazlığın oluşturacağını söylemek, kehanet sayılmaz. Bağnazlığın pek çok tanımı var. Ama benim bu satırlarda, insan uygarlığımı tehdit eden bağnazlıktan anladığım, "kendi inanç ve dünyayı kavrayış biçimini esas alıp, insanlığın ortak tarihini yok ya da yanlış sayan," düşünce sistemidir. Bu bağnazlığın hangi dinden olursa olsun, insan ögesinin yaratılışını ayrıntı sayılacak biçem farklılıklarıyla, aynı Adem ve Havva efsanesine mal etmesi, Charles Darwin'i okul kitaplarından kaldırması ya da Sigmund Freud'un bilinçaltı araştırmalarını reddetmesi boşuna değildir. Çünkü bağnazlık, insanlık tarihine bilimsel bir yaklaşımla bakıldığı zaman, kendi düşünce sistemini oluşturan dinsel dogmaların yerle bir olacağını bilir.
Kanımca, yirmibirinci yüzyılda bağnazlığa karşı verilecek savaşta, günümüz gerçeklerini ya da geleceğin vaadettiği bilimsel evrimi savunmak değil, tam tersine geçmişi anlamak etkili olacak. Ve eğer bir zafer kazanılacaksa bağnazlığa karşı, bu zaferin yolu tarihimizden bile çok, tarih öncemizden geçecek.
İnsanoğlunun binlerce yıllık evriminde, ilk buluntuları 40 000 yıl öncesine dayanan CroMagnon, bizim en uzak atamız sayılıyor. Çünkü insanı hayvandan ayrıştıran en önemli özellik, "sanat" eseri üretebilme yeteneği, ilk kez CroMagnon'da var. Tarih öncesi döneme ait ilk sanat eserleri ise, tüm dünyada henüz 200 küsur adeti bulunan minicik kadın heykelleri. "Tarih öncesi Venüsleri" diye adlandırılan bu heykelcikler, çıplaklıkları ile insan cinselliğinin ilk sembolleri. Kadın gövdesini bu heykellere döken eller, cinselliği çiftleşmeden çıkarıp aşka dönüştürüyorlar. Ardından bu aşk sembolü heykellere taparak, bütün zamanların ilk mistik düşüncesini, yani "din" kavramını oluşturuyorlar.
Başka bir deyişle, insanı insan yapan zaman yolculuğunun en başına döndüğümüzde, "kadının tanrıyı yarattığını" görüyoruz.
Tarih öncesi sanat uzmanı ve İnsan Paleontolojisi Enstitüsü arkeologlarından Denis Vialou'ya göre, atalarımız yalnızca mamut avlayıp sileks taşından mızrak uçları yapan "akıllı" hayvanlar değil. Bugün anladığımız anlamda aşkı ve dinlerimizin kaynağını da onlara borçluyuz. İri göğüslü, tombul ve tüm takım taklavatı yerinde minicik kadın heykellerini, önce erotik bir fetiş olarak yontuyor, ardından yaşadığı mekanın ortasına gömüp tapınmaya başlıyorlar. Rusya'nın Avdevo bölgesinde yapılan arkeolojik kazılarda, mamut kemikleri üstüne gerilmiş hayvan derileriyle kurulan çadırların altındaki toprak kazıldığı zaman, fildişinden yapılmış küçük Venüslerin 25 000 yıllık yatırları bulunuyor. Denis Vialou, "Aşkın biçemi bundan 35 000 yıl önce değişti ve cinsellikteki en önemli devrimi o dönemde yaptı insanlık!" diyor. Sözünü ettiği cinsel devrim, insanın imal ettiği ilk süs takıları. Süs kavramı, kadının erkeğe, erkeğin kadına beğendirmek için kendisini, cinsel çekiciliğini arttırma duygusundan kaynaklanıyor. Çiftleşme iç güdüsüne, aşkın erotik boyutu ekleniyor.
Ancak, insanlığın yaptığı ilk cinsel devrim bu değil. İnsan öncesi diye adlandırdığımız memeli türü, "ostralopitek"ler, zamanımızdan dört ila beş milyon yıl önce "dik" yürüyebilmek için başlarını kaldırıp ileriye doğru baktıklarında yapıyorlar, ilk "cinsel" devrimi. Çünkü o zaman, atalarımızın atası "ostralopitek"ler, yerkürede, karşı karşıya durduklarında gözleri, memeleri ve cinsel organları aynı düzeyde yer alan "tek" hayvan cinsine dönüşüyorlar.
Kadını erkeğin önünde baş eğmeye ve erkeği kadına bakmamaya mahkum eden bağnazlığın, insan uygarlığını "ostralopitek"lerden bile geriye götürmeye çalıştığı, açık değil mi?
