Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Hollywood’a bak, hizaya gel

Radikal · 22 Eylül 1997

Türkiye'de İngiltürk konuşmayı hâlâ reddeden, İngiltürk kültürüne teslim olmaya hâlâ direnen bir avuç haylazın varlığına karşı, Amerika Birleşik Devletleri, bildiğiniz gibi dünyanın en büyük, en güçlü ve en özgür ülkesidir, sevgili okurlar. ABD, tüm insanlık için en uygun ve en doğru olanı bilir; bildiklerini de bizlere cömertçe öğretir. Üstelik Amerika'nın öğretmenliği asla sıkıcı değildir, çünkü sınıflarımız sinema salonları, derslerimiz Amerikan filmleridir. Hollywood, Amerika'nın bizi "politically correct" yola getirmek için çalıştırdığı büyük rüya fabrikasının adıdır.

Hollywood, dünyaya Amerikan kültürünü yaymak yolundaki kendi eğitimini, 1947 ile 1960 yılları arasında tamamlamıştır. Ve inanın, haylaz Hollywood yapımcı, yönetmen ve oyuncularını, bugünkü "eğitmen" düzeylerine kavuşturmak, deneyimli Amerikan politikacıları için bile kolay olmamıştır.

1938 yılında, Amerikan Kongresi, kısaca HUAC diye anılan bir komisyon kurmuştu. Bu komisyonun işlevi, ülkedeki Amerikan karşıtı etkinliklerle mücadele etmekti. ABD ve SSCB'nin soğuk savaşı başlattığı döneme rastlayan 1947 yılında, HUAC gerçek bir engizisyon mahkemesine dönüştü ve Hollywood sakinleri tek tek sorguya çekilerek, siyasal tercihlerini açıklama, Komünist Partisine karşı duygularını itiraf ve hatalarını kabule zorlandılar. Daha da kötüsü, tanıdıkları Komünist Parti üyelerini ve sempatizanlarını "ihbar"la yükümlü kılındılar. Amerikan Kongresinin kızıllara karşı açtığı bu haçlı seferi, komisyonun başına Joseph McCarthy adlı senatörün, yardımcılığına da ne tesadüf, Richard Nixon'un getirilmesiyle doruğa ulaştı. Hollywood'un sorgulanması, aralarında yönetmen Edward Dmytryk ve zamanın en pahalı senaristi Dalton Trumbo'nun bulunduğu on tehlikeli kızılın mahkemeye sevk edilmesine yol açtı. Aslında bu kişilerin sayısı, başlangıçta on birdi. Ancak on birincinin adı Bertolt Brecht'ti. Brecht, komisyonun önünde hiç bir zaman komünist olmadığına, olmayacağına yemin etti ve sorgusu biter bitmez, ABD'yi terk etti. Geriye kalan on haylaz, sanık sandalyesinde bile yola gelmediler ve öyle ters bir savunma yaptılar ki kendilerini desteklemek için oluşturulan dayanışma komitesinde yer alan Humphrey Bogart, Lauren Bacall, Grooucho Marx ve Frank Sinatra'nın varlığı bile kurtaramadı mesleklerini. 24 Kasım 1947 yılında, Amerikan Filmciler Derneği hepsinin maaşlarının kesildiğini ve kızağa çekildiklerini, Hollywood sinemasının bundan böyle hiç bir "kızıla" iş vermeyeceğini açıkladı. Sanık sandalyesine düşmeyenlerin durumları da pek parlak değildi. Yönetmen Jules Dassin, Joseph Losey ve John Berry, özgürlük ülkesi ABD'den göç ettiler. Elia Kazan, ise 1952 yılında komisyonla işbirliği yapmayı kabul ve tüm kızıl dostları ile tanıdığı Komünist Parti liderlerini ihbar etti.

Le Monde gazetesinden Alain Abellard ve Sylvie Kauffmann'ın irdelediği bu cadı kazanı döneminde, Amerikan FBI servislerinin tam dört milyon kişiyi fişlediği ve yirmi binden fazla insanı izlediği biliniyor. Hollywood ise, 1960'lı yıllara kadar "kızıl" olduğundan kuşkulandığı kimseye iş vermedi, çok kuşkulandıklarını ise doğrudan polise gönderdi.

Dünkü Hollywood'un bugünkü Hollywood olması, gördüğünüz gibi kolay olmadı, sevgili okurlar. Amerikan kültüründen öğreneceğimiz daha çok şey var.

Muhbir vatandaş merakımızı, pişmanlık yasalarımızı ve itirafçılarımızı, kimlere borçlu olduğumuzu şimdi anladınız mı?

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1