Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Altın vuruş

Radikal · 27 Eylül 1997

Ettore Scola'nın "Aile" filminde, hiç unutamadığım bir sahne vardır. Herkesin amcası yaşlı bir adam, minicik yeğeniyle garip bir oyun oynamaya kalkar. Küçük çocuk, adını unuttum ama Carlo diyelim, evin oturma odasında herkesin gözü önündedir. Yaşlı amca, yeğenini görmüyormuş gibi yaparak, "Carlo, Carlo!" diye aramaya başlar. Minik Carlo, amcaya önce: "Buradayım!" diye bağırır, ancak sesini duyuramaz. Ceketini tutup silkeler, oysa amca sanki bir şey hissetmiyormuş gibi, perde arkalarında, koltuk altlarında Carlo'yu aramaya devam eder. Amcanın kendisini görüp duymasından umudu kesen Carlo, teyzeye gider, halaya gider, orada olduğunu anlatmaya çalışır, ama nafile. Herkes oyuna katılmıştır, görmezlikten, duymazlıktan gelir Carlo'yu. Ve küçük çocuk, birdenbire yok olduğu duygusuna kapılır, şiddetli bir sinir krizi geçirerek, yerden yere atar kendisini.

Uluslararası bir sivil toplum örgütü olan Uyuşturucu Jeopolitik Gözlemevi OGD'nin önceki gün düzenlediği basın toplantısını izlerken, bu sahne geldi aklıma. Karşımdaki üç adam, Mehmet Ağar'ın, Abdullah Çatlı'nın, Sedat Bucak'ın kim olduklarını, Türkiye'de dönen eroin dolaplarını, kara paraların nasıl aklandığını, PKK'ya karşı savaşın nasıl bir eroin ticaretine bağlandığını, uyuşturucunun nereden geldiğini, nereye gittiğini, bir bir anlatıyorlardı. Kuruluşları gereği, bu işe bulaşan tüm politikacıların adlarını, yurt dışındaki kara para hesaplarını daha ayrıntılı olarak belirttikleri "gizli" bir raporu da Avrupa Birliği komisyonuna sunmuşlardı. Ayrıca böyle bir raporu, Türk hükümeti kendilerinden resmen istediği takdirde, Türkiye'ye de vermeye hazırdılar.

Sizin anlayacağınız, Türkiye'deki Susurluk skandalının altında yatan her türlü herze ve uzandığı yerler, OGD'den bilgi alan ABD yönetimi, Avrupa Birliği ve daha pek çok yabancı ülke ve mercii tarafından biliniyordu. Oysa, olayın baş aktörü Türkiye, hala ve inatla, Carlo'yu görmemezlikten gelen amca gibi, "Acaba bunlar kim? Acaba neredeler? Acaba ne yaptılar?" diye döne döne, aranıyormuş gibi yapıyordu. Türkiye'nin acabaları, çok uzundu, çok...Uğur Mumcu'yu acaba kim öldürmüştü? Yıllardır arıyor, bir türlü bulamıyordu. Sonunda iş gelip, "Acaba Uğur Mumcu öldü mü?" ye dayanabilir ve zamanla, yavaş yavaş, Uğur Mumcu'nun öldürülmediğine inanabilirdik.

Uğur Mumcu'dan söz etmem boşuna değil. OGD'nin bu yıl "uyuşturucu kaçakçılığının yükselen yıldızı" ve "Avrupa birincisi" seçtiği raporu okurken, hep onu andım. Bütün söyledikleri doğru çıkmıştı. O bu raporun içinde olanları biliyordu ve devletin denetimindeki eroin mafyası tarafından bu yüzden öldürüldü.

Şimdi dünya biliyor. Kimi öldürecekler? Interneti açıp, WWW.OGD.ORG'ye bakın. Raporun tamamı var, orada. Herkes bilecek artık Mehmet Ağar'ın ve diğerlerinin kim olduklarını, Türkiye'nin kimlerle "gurur" duyduğunu. Hangi birini öldürecekler artık bu gerçekleri öğrenenlerin? Nasıl dolanmaya devam edebilecekler: "Hani nerede suçlular? Ne yapmışlar?" diye? Nasıl tahliye edebilecekler bundan böyle, dünyanın ihbar ettiği eroin kaçakçılarını, karşı casusları, kara para mafyalarını?

Rapor, PKK'yı gerçek yüzüyle ortaya seriyor ve büyük bir eroin kaçakçılığı örgütünden başka bir şey olmadığını söylüyor. Ama Türkiye'deki eroin kaçakçılığının büyük bir bölümünün, bazı MİT görevlileri ve Bozkurtlardan oluşan bir mafyanın eline geçtiğini, bu mafyanın PKK'dan savaş yoluyla alınan eroini, kayıtlara düşmeyerek piyasaya sürdüğünü de söylüyor. Aynı Bozkurtların, Kuzey Kıbrıs'ı eroin üssü olarak kullandığını ve adadaki Türk nüfusunu çoğalttıkları için kendilerine ses çıkarılmadığını da açıklıyor.

Türk devletinin damarları bu eroin mafyasından temizlenemezse, milletçe ve emin adımlarla bir "altın vuruş"a doğru ilerlediğimizden, hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1