Tedavi için bir dakika
Radikal · 1 Ekim 1997
Vekili olacak kişide hırsızlık, canilik ve küfürbazlık "erdem"lerini arayan, bulunca vekili olarak seçen bir millet nedir? Elbette hastadır. Aylıklarını cebinden ödediği bu adamları, oturttuğu mecliste daha çok çalabilsinler, daha rahat küfür edebilsinler diye "dokunulmaz" kılan toplum, tabii ki hastadır. Bu hastalığın sendromları, cinayet suçundan yargılananların televizyon dizilerinde baş rol, kiralık kadınların TV programcılığı oynamasıyla ortaya çıkmaktadır. Niçin Türkiye'de masum ve dürüst insanları konu alan olaylar değil de, sağlıklı toplumlar açısından "suç" işleyen kişilerin maceraları "rating" yapmaktadır?
Çünkü Türkler, milletçe hastadır. Hastalık, tüm gövdeyi kaplamamış olsa bile, başları ve ayakları hükmüne almıştır, iki uçtan yavaş yavaş göbeğe doğru yayılmaktadır. Bu toplumun hasta ayakları, İstanbul Valiliği'nin "yoksulların sorunlarını" dinlemek için düzenlediği Halk Günü'nde, yalvar yakar yardım dilenirken cep telefonu çalan ve biraz yakından bakınca 7 gecekondusu ve bir arabası olduğu ortaya çıkan Emine Yılmaz ve binlerce benzeridir. (Milliyet Gazetesi, Ozan Petek'in 30.09.97 tarihli haberi). Gaspettiği topraklar üstüne yedi gecekondu yapıp, dolayısla hepimize ait içme sularına kanalizasyonunu salan, havamızı kirleten Emine Yılmaz, bugün toprağını gaspettiği kooperatiften yalnızca üç "suç" evine karşılık 100 milyar lira ve 9 daire istemektedir. Kendisine önerilen, her biri bir milyar liralık 10 evi kabul etmemektedir.
Emine Yılmaz ve milyonlarca benzerinin oy hakkı olan ülkede, hangi çıban başa seçilir peki? Elbette Tansu Çiller ve Özer Çiller ekibi. Kimler kahramandırlar? Mehmet Ağar'lar, Abdullah Çatlı'lar, Sedat Bucak'lar ve tıpkı basımları.
Dünya tıp literatürüne "Gilles de la Tourette sendromu" diye geçen bir hastalık var. Garip bir boyun kırması, yüz tikleri, oturduğu yerde sallanmak, el kol sallamak, dil çıkartmak gibi hareketlerin sürekli olarak tekrarlanması ile baş gösteren bu hastalık, ikinci aşamasında sesli hale dönüşüyor ve kişi, hiç ilgisi olmayan konularda ve yerlerde, birdenbire ayıp şeyler söylemeye başlıyor, sonra duruyor, normal konuşmasına normal yerden devam ediyor. Nörolojiyle psikiyatri biliminin sınırında yer alan bu hastalığın teşhisi kolay değil. Çünkü çocukların küçükken, "kaka, pipi, göt" gibi sözcükleri sık sık tekrarı ve osuruk sesi çıkarmaları, belli oranda ve belli bir çağda olağan kabul ediliyor. Ayıp şeyler söyleyip ayıp sesler çıkarmanın çocukluktan ileri gelmeyip, kişinin hasta olduğunun anlaşılması zaman alıyor, erginlik çağını buluyor ve dolayısla tedavisi çok güç. "Tik ve küfür hastalığı" olarak da anılan Gilles de la Tourette sendromundan muzdarip çocuklar, tıp bilimi tarafından yüzyıllarca "dejenere" kabul edilmişler. Günümüzde ise, hastalığın (elbette) çok yaygın olduğu ABD ve Kanada'da bu çocuklar için psikopedagojik rehabilitasyon merkezleri var. Tıbbın çok gelişmiş olduğu Fransa ise, "tik ve küfür hastalığı"nın tedavisinde çok geri. Sendroma adını veren doktorun Fransız ve 20 bin kişinin bu hastalıktan muzdarip olmasına karşın konuda uzmanlaşmış tedavi merkezi yok.
Suçun "erdem" kabul edilip, ayıbın "rating" yaptığı, magazin haberinin ana malzemesinin küfür, ana haber bültenlerinin magazin programına dönüştüğü Türkiye'mizde ise, Gilles de la Tourette sendromu toplumsal boyutta yaşanıyor. Ayaklardan ve başlardan başlayan hastalığın, gövdemize ne kadar yayıldığını, hastalığın farkında olup olmadığımızı ve tedavi isteyip istemediğimizi, bir anlamda dün gece başlayan "Aydınlık İçin 1 Dakika Karanlık" eylemine katılma oranıyla göstereceğiz. Henüz sağlıklı yurttaşlarımı, eyleme çağırıyorum.
