Kapan da kaçan mı?
Radikal · 4 Ekim 1997
Ömrümüz bir şarkı diyecek olursak sevgili okurlar, güftesi özgürse bestesi yasak, bestesi özgürse güftesi yasak; hep topal, hep yarım yamalak bir teraneyi mırıldanarak geçip gittiğimiz söylenebilir bu dünyadan.
Son yıllarda Türkiye'nin dilinden düşmeyen demokrasi, asla yalnız başına çekilen bir eylem olamadı gitti. Demokrasi, hassas tartı. Birinde özgürlüklerin, ötekinde yasakların oturduğu iki kefesi var. Kâh özgürlük kefesi ağır basıyor, kâh yasak kefesi dibe vuruyor.
Refah Partisi'nin kapatılması için açılan davada, bu partinin demokratik yoldan yasaklanması ile demokratik özgürlüklere dayanarak savunulması söz konusu. RP'yi yasaklamaya çalışanlar, özgürlükten, "Yasalarla belli alanlara sağlanan hakların bütününü" anlıyorlar ve RP'ye bu yasaları çiğnediği, hakları kötüye kullandığı, yani çizmeyi aştığı gerekçesiyle karşı çıkıyorlar. Refah Partisi ise, özgürlük deyince, "Herhangi bir otoriteye danışmadan, herhangi bir izin isteme durumunda kalmadan, kendi seçimlerine göre hareket etme olanağını," savunuyor. Ansiklopedilerin "özgürlük" babında, her iki tanım da yer alıyor. Ancak gerek suçlayan, gerekse savunan, yasak kavramında birleşiyor ve her ikisi de "yasak"tan, bir toplulukta ve yerde, yasalar, yönetmelikler, toplumsal kurallar ve kurumlar tarafından yapılmasına izin verilmeyen eylemi, anlıyorlar. Ne var ki, laik T.C.'nin yasaları, yönetmelikleri, toplumsal kural ve kurumları, Refah Partisininkiler değil. RP, kendinin olmayan bu yasakları çiğnemek ve yerlerine kendi yasaklarını koymak için yola çıkan bir parti. Çizmeyi aşması ve oyunu, kuralların sınırında ya da dışında oynaması bu yüzden.
Ben, en çok, Refah Partisi'nin kendini savunurken dayandığı "demokratik hak ve özgürlüklere" gülüyorum. Bir parti düşünün ki, yasakçı mı yasakçı bir din egemenliğini bayrak yapmıştır ve varlık gereğini, "özgürlüğe" abandırmaktadır. RP'li anlayış, bir kadın doktorun erkek hastayı, bir erkek doktorun kadın hastayı tedavisini yasaklar. Kadın ile erkeğin bir arada oturmasını, küçücük çocukların bir arada eğitimini yasaklar. Oruç tutulmamasını yasaklar. Kadın eşitliğini yasaklar. Çocuk eşitliğini yasaklar. Açık cinselliği yasaklar. Şeriatı tartışmak yasaktır. İnanmamak yasaktır. Alkol içmek yasaktır. Bilmem ne yemek yasaktır. Ve tutar bu parti, savunmasını "demokratik hak ve özgürlüklere" dayandırır.
Özetle, Refah Partisi, yasaklamak özgürlüğünü savunmaktadır. Çiğnediği tüm yasaları, totaliter ve yasakçı bir düzeni kurmak amacıyla delmekte, bunun adına da "demokratik hak" demektedir. Oysa, RP'nin hakkının başladığı yer, demokrasinin bittiği noktadır. Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin yasalarında, din ve vicdan özgürlüğü vardır. Peki, RP'de var mıdır aynı özgürlük?
Descartes, özgürlük anlayışını, "hiçbir dış güç bizi zorlamadan eylemde bulunmak olanağıdır," diye açıklıyor. Bu kapsamda RP, insanların beynini koşullayan zorlayıcı dış gücün ta kendisidir. Zorlayıcı ve yasakçı güçler, ne özgürdürler, ne de demokratik özgürlük istemek haklarıdır. Bütün bunlara rağmen, RP'nin kapatılmasına karşıyım. Ve yasayı çiğneyen her RP'linin teker teker yargılanmasından yanayım. Toplumsal zorbalara verilecek en iyi ders, onları "birey" olarak algılamaktır. Güçlerini böyle böler, dayanışmalarını böyle çözebiliriz ancak.
