El Comandante (3)
Radikal · 8 Ekim 1997
1959 yılının kasım ayında, Küba Devrim Komitesi'nin bitmez tükenmez toplantılarından biriydi. Fidel Castro, bitmez tükenmez konuşmasını kesip, kendisini dinleyen yoldaşlarına seslendi: "Aranızda ekonomist var mı?"
Ernesto Guevara'nın eli kalktı havaya. Fidel'i yarım kulakla dinlerken, ekonomist sözcüğünü, "komünist" diye anlamıştı. Kasım ayından öteye, Küba Merkez Bankası'nın tedavüle koyduğu yeni banknotların üstünde, üç harfli yeni bir imza okunuyordu: CHE.
Havana'yı diktatör Batista'nın elinden alan Santa Clara Zaferi'nin kahramanı, artık Küba'nın maliye bakanıydı. Doğu Avrupa bloku ve SSCB, 'eşit işe eşit aylık' politikasına gidip dönmüş ve 'başarıya prim' vermenin erdemlerini keşfederken, hiç anlamadığı ekonomi politikasını, maddi gerçekleri es geçen manevi değerler üzerine oturtmaya çalışıyordu Che. Sonuç bir felaketti. Guevara'nın bakanlığında başlanan tarım reformu ve ücret politikası, öylesine bir merkeziyetçilik yarattı ki yeni Küba devletinde, SSCB'ye hiçbir yakınlık duymayan Che (daha çok Çin usulü bir komünizmden yanaydı kendisi), Küba'yı zaman içinde tümüyle SSCB'ye bağımlı bir ekonomi sistemi içine attığının farkında olmadı. Che'nin maliye bakanlığı deneyimi, tam bir fiyaskoyla sonuçlandı.
14 Mart 1965 günü, Fidel Castro ve Ernesto Guevara, kapalı kapılar ardında tam kırk sekiz saat süren ve kimsenin bilmediği bir hesaplaşma yaşadılar. Bu başbaşa görüşmenin bitiminde, Fidel Castro Küba'nın tek hakimi oldu. Che Guevara ise, dünyada başka devrim odakları yaratmak üzere terketti Küba'yı. İki liderin arasında olup bitenleri tarihe aktaracak tek kişi, Küba Devlet Başkanı Oswaldo Dorticos'tu. Ancak kısa bir süre sonra öldü, Dorticos. Resmi açıklamada: "Sürmenaj sonucu intihar etti," denildi.
Fidel Castro, gerilla savaşına girdiği yerlerde yardıma söz verdiği Ernesto Che Guevara'ya yalnız yardım etmemekle kalmadı, Küba'ya geri dönmemesi için her türlü önlemi aldı. Ve bugün, aynı Fidel, pek çok yoldaşı tarafından Che'nin Bolivya'da öldürülmesi için 'gerekeni yapmış olmakla' da suçlanıyor.
Küba'yı terkettikten sonra, ölümüyle noktalanacak bir büyük sürgün başlamıştı Che için. Churo uçurumunda, son savaşını verdi. Karşısında, zeki ve kültürlü bir Bolivya yüzbaşısı, Gary Prado'nun 'ranger'leri vardı. Esir alındı. La Higuera Köyü'nde yapılan sorgulamasından bir gün sonra başkent La Paz'dan emir geldi: "Derhal öldürün."
İşte o gün bugündür, yeryüzündeki iyilik ve kötülük çatışmasında, lekesiz iyiliğin son simgesidir Che. Araştırmacı Gilles Luneau'nun sözleriyle: "Che artık yok, diktatörler de bitti. Ancak yoksullar, her zamankinden daha yoksul ve daha çok. Ve ufukta yeni bir Che görünmüyor. İşte bu yüzden o, artık bir fikri ve bir eylemi değil, bir rüyayı temsil ediyor. Arjantin'de doğup Guatemala, Küba ve Bolivya'da duvüşen kahramanın çokuluslu idealleri, onu Bolivar gibi, San Martin gibi, tüm Latin Amerika kıtasının kurtarıcıları arasına dahil etti. Çünkü daha adil bir dünya düşünü ekmişti bu topraklara. Kuramı iflas ettiyse ne yazar! Che, And dağlarının iki yakasında o toprakların çocuğu olarak ve cömert fikirler için, eşit olmayan bir savaşta ölmesini bilmişti."
Ernesto Che Guevara, Latin Amerika'nın Yankee egemenliğine direnişinin son mağlubudur. O Yankee hükümdar ki, Bolivya ordusuyla yaptığı anlaşmanın yerine getirilip getirilmediğinden, yani Che'nin öldürüldüğüne emin olmak için, ellerinin kesilip kendisine gönderilmesini bile talep edebilmiştir.
