Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Sözün bezi

Radikal · 17 Ekim 1997

Özel bey, bey olmadan önce de özel bir çocuktu. Çalmaya en çok bayıldığı mal, tavuktu. Yine bir gün, komşulardan birinin tavuğunu araklamıştı. Dere kenarına götürüp yolmaya başlamıştı ki, komşu amcanın soluk soluğa peşinden geldiğini görünce, tavuğu dereye atıverdi. Adam Özel'e yetişti ve: "Gördüm seni, tavuğumu çaldın!" dedi. Küçük Özel, "Ben mi?" diye diklendi. "Tavuk mavuk çalmadım ben!" Komşu amca, haylazın kulağını büküp kükredi: "Demek çalmadın? Peki ayağının dibindeki bu beyaz tüyler ne?" Özel hiç bozuntuya vermedi: "Sizin tavuk derede yüzüyor, benden eşyalarına göz kulak olmamı istedi!"

Bu zekâ ve bu espri, büyüyünce de pek işine yaradı Özel beyin. Hep başkalarının işlerine ve mallarına göz kulak oluyordu. Müteahhit firmalar yüzerken, komisyonların başını o bekliyordu. Diyar - ı Stanbul Bankası'ndaki mevduatların gözü kulağıydı. Kimse alamasın diye bir güzel sakladı bazı hesapları, sonra unutuverdi nereye sakladığını. Bankada parası olanlar paralarını koydukları yerde bulamadılar, ama Özel bey paralara yalnızca yer değiştirtmişti.

Utansa hanımla tanışıp sevişmeleri, kaderin örümcek ağlarında karşılaşan iki `migal'in romantik aşkından başka bir şey değildi. Utansa hanımla Özel bey, evlenip zengin olmaya karar verdiler. Bir gün yolda giderken, bir arsaya rastladılar. Arsayı alladılar, pulladılar, imar planına soktular, beş kuruşa sattılar. Kazandıkları beş kuruşla, bir arsa, bir de ev aldılar. Alladılar pulladılar, on kuruşa sattılar. Kazandıkları on kuruşla, bir arsa, bir ev, bir de araba aldılar. Alladılar pulladılar, yirmi kuruşa sattılar. Kazandıkları yirmi kuruşla, bir arsa, bir ev, bir araba, bir de yat aldılar. Alladılar, pulladılar, sattılar. Artık neyi sattıkları belli değildi, ama allayıp pullayıp yine bir şeyler satıyorlardı. Sattıkları neyse, on yüz bin arsa, yirmi otuz ev, bir o kadar araba ve üç yat sahibi olmuşlardı. Yeni yetişen küçük migallerle birlikte aile nüfusları dördü aşamadığından, her bir evde bir anda oturamıyor, her bir arsayı aynı anda gezemiyor, her bir yata aynı zamanda binemiyorlardı. Zamanla. "Bizim bir malımız yok ki..." demeye alıştılar. Tapuları karıştırdılar, "Bizim değil ki...", "Bizimdir belki de, bizim gibi değildir" demeye başladılar.

Bir koyup bin almayı becerirken, hangi ülkede yaşadıklarını unutmuşlardı. Utansa hanım, hocalıktan trilyoner olunmadığını bir türlü öğrenememişti ve kendisine parayı nereden buldun, diye sorana hala: "Yirmi yıl hocalık yaptım!" diyebiliyordu. Özel bey ise, çokluk içindeki boklukta, vasfiye ile tasfiyeyi karıştırır olmuş; tıkır tıkır işleyen M - Karsan, GeCeDe, otel, motel, pansiyon gibi işleri işten saymaz olmuş, "Ben işlerimi tasfiye etmiştim, kendi kendilerine dönüyorlarsa benim suçum değil!" diye tutturmuştu. Çok sıkışınca, Utansa hanımın altın dolu yastığını yırtamadığı için yoksul ölen anası imdatlarına yetişiyordu. Ancak kaynana evinin tüm metre küpleri altın dolu olsa, onların mal varlığını almaya yetmeyeceğini hesap edemiyorlardı bir türlü.

Utansa hanımla Özel bey, yat, kat derken, Agop'un kazı gibi yiyorlardı. Bunca yemeğe, birisi mide, birisi bağırsak ülseri oldu sonunda. Ve her biri doksan yedi yaşını devirince, ülserden öldüler.

Kıssadan hisse: Haram yemek, bu ülkede insanı eceli gelince öldürür.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1