Ağır devlet, derin metro
Radikal · 22 Ekim 1997
Türkiye Cumhuriyeti, bence üstüne vurulan son damga, 'derin devlet' tanımını kesinlikle hak etmiyor. Gerek mecazi, gerekse düz anlamda, paçalarından bok akan, bütün kanalizasyonları tıkalı, bir yağmurda yollarını sel, yarım metrosunu göl basan bir devletin neresi 'derin'dir ki? Tam tersine, hiçbir derinliğe inemeyen, inmeye kalkınca boğulan bu ülkede, olsa olsa 'sığ devlet'ten söz edilebilir. Ama Hakkı Devrim haklı, bu tanım da yanlış. Mutlaka bir sıfat eklemek gerekiyorsa bizim devletin önüne, ben en uygun tanımın 'ağır devlet' olduğunu düşünüyorum. Osmanlı'da, ağır olana molla derlerdi. Osmanlıya pek özenen bazı mollalar sayesinde, Cumhuriyet yönetiminde bile bir türlü hızlanamadık. Adaletiyle, bürokrasisiyle her şey ağırdan alınır bu ülkede. Bizim devlet, kolay kıpırdamaz, çünkü ağırdır. Ama Susurluk'un üstüne çöktüğü gibi bir çöktü mü lök üstüne, helal olsun, kimse hiçbir derinliğe inemez. Devlet, tüm ağırlığıyla, "Sonuna kadar gidin!" der, ama işin sonu da başı da kendisi olduğu için, derinlik, onun oturduğu yerde biter.
Bizim 'Ağır Devlet'in, yerel yönetimlerdeki son taklitçisi, molla Tayyip Erdoğan, geçen hafta İstanbul'un üstünden altına geçmesi gerekirken, kentin altını üstüne getiren yağmurlara abanıp koydu ağırlığını. Tayyip Erdoğan'ın mollalığı öyle ağır ki, kentin midesi ağzından burnundan boşaldı. Olan bağırsakları zaten tıkanıktı İstanbul'un, bir de yeni açılacak olup da bir türlü açılamayan apandisiti, metro tüneli de boğuldu, kentin yuttuğu sularda.
İstanbul'un gelişmemiş apandisitinin düştüğü halleri görünce, merakım kabardı, dünyadaki diğer metroları inceledim. Londra'nın, metrosunun ilk hattını 1863 yılında, New York'un 1868, Chicago'nun 1892, Budapeşte'nin 1896'da açtığını öğrendim. Ancak yeraltı bilgimi, en çok belge edindiğim Paris metrosu hakkında derinleştirdim.
Fransız başkentinde, trafiği yeraltına geçit açarak hafifletme fikri, ilk kez 1855'te yeşermiş. Devlet ve belediye, uzun süre 'senin olacak, benim olacak' diye çekişmiş. Sonunda belediyede kalmış. Metropoliten adı verilen ilk tünel hattının kazıları 1898 yılında başlatılmış ve 19 Temmuz 1900'da, duraklarından birine inşaatın mühendisi Fulgence Bienvenue'nün adı verilerek (bugünkü Montparnasse - Bienvenue İstasyonu), 10 kilometrelik güzergâhına açılmış. İlk işletme yılında, sevgili okurlar, ilk Paris metrosu 15 milyon yolcu taşımış.
Bugün Paris metrosu, dünyada ne en uzun, ne en büyük, ancak bir kenti en sık aralıklarla ören ulaşım yolu olarak tanınıyor. 15 metro hattı var. 370 istasyonla, tam 201 kilometrelik bir güzergâha uzanıyor. Yılda bir milyarın üstünde yolcu taşıyor ve en kalabalık hattı, her yıl Japonya'nın nüfusuna eşit, yani 127 milyon yolcuyla, kentin Orleans ve Clignancourt kapıları arasında gidip gelen metrolar. Paris metropoliten ağının uğradığı ilk ve son büyük felaket, 1903 yılında 84 kişinin ölümüne yol açan ve elektrik aksamının kötü izalesinden çıkan yangın. Hatları su bastığı görülmemiş. İstasyonların ıslanması için Seine Nehri'nin taşması gerekiyor.
Kalın kafalılığımı bağışlayın. Paris metrosundan tam 99 yıl sonra açılmaya çalışılan bir metronun, yani İstanbul apandisitinin, teknolojinin bunca evriminden sonra hâlâ sulara sellere kapılmasını anlayamıyorum. Acaba diyorum, molla Tayyip, bırakın Londra'yı Paris'i, bizim yüzyıldır tıkır tıkır işleyen kısacık Tünel'den de mi ders alamadı? Gâvurlar yaptı diye mi, gidip bakmıyor acaba?
