Interneteşekkür
Radikal · 24 Ekim 1997
Bir zamanlar matematiğe aşıkken, titreyip edebiyata dönen kulunuz, bilim ve teknolojiyle hep "Yan ve Yin" ilişkisi içindedir. Bilim ve teknolojiye sırtını dönen düşünür ya da yazarın, minder dışına düşeceğini savunmama karşın, teknolojik yeniliklere zar zor ve en son ayak uyduranlardanım. Örneğin cep telefonu icat edilip biz gazetecilere dağıtılmaya başladığında, kahramanca bir direniş sergiledim. Cep telefonu kovaladı, ben kaçtım. Soluğum kesilince elime tutuşturdular. Birinci alet çok zarifti, ilk on günde bozdum. Firarda (yani Paris'te) olduğum için, ikincisi verilene kadar zaman kazandım. İkincisi de çok narindi, onu da iki haftada bozdum. Ancak bizim Elif'in elinden kurtuluş yoktur. Yakama üçüncü kez yapıştığında, çekmecesinden (çünkü cebine sığmıyordu) papuç kadar bir telefon çıkardı, hain bir gülüşle: "Biraz eski model ama, bunu bozamayacaksın, çünkü Alman!" dedi. "Çok ağır yahu" diyecek oldum, yanıt kesindi: "Ama sağlam!"
Sözün kısası, tüm meslektaşlarım olağanüstü hafif ve modern cep telefonlarıyla konuşurken, bendeniz cebime sığmayan sahra manyetomu çıkarınca bavul çantamdan, ortalık birden sessizleşiyor. Dinozor görmüş kertenkeleler gibi, kimsenin gıkı çıkmıyor. Alay da edemiyorlar. Çünkü taş devri telefonumu, birçok kafaya atarak kırmayı denedim şimdiye kadar. Elif haklıymış; kafalar yarıldı ama, telefon dayandı.
Bugünlerde 'Internet'le haşır neşirim. Karşılıklı peşrev çekiyoruz şimdilik, daha kapışmadık. Birbirimize alışmaya çalışıyoruz. Henüz mesafeliyiz. Çünkü Internet'e, benim bilgisayar da taş devrinden kaldığından, oğlanın bilgisayarıyla giriyoruz. Aslında bizim mi Internet'e girdiğimiz, yoksa Internet'in mi bize girdiği pek belli değil. Türkiye ile Gümrük Birliği ilişkisi gibi bir şey. Giren çıkan, telefon faturaları gelince belli olacak. Önceleri, Internet'e bağlanmak, email'i olmak falan gibi bir niyetim yoktu. Hatta, "Internet adresiniz var mı?" diye soranlara verilmek üzere: "Xn Emel: has.tr./ yyy.klarnet", gibi sahte ve nazik bir yanıt geliştirmiştim. Fransız meslektaşlarımın net dudak büküşlerine uzun süre dayandım. Oğlanın tutturmalarına kahramanca göğüs gerdim. Ancak bizim gazeteler de Internet'e geçince... Prof. Nimbus'ün evdeki odasına kurduğu mini NASA, mecburiyetten Internet'e bağlandı. Ancak ben odaya giremiyorum. Çünkü bütün makineler üstüme üstüme geliyor. Oysa bizim oğlan klavyesinin başına geçince, karşısındaki radyoaktif ışınları önleyici filtre takılı ekranı, sağındaki "central unit"i, solundaki "scanner"ı ve ardındaki "printer"ı bir orkestra şefi gibi idare ediyor. Dolayısıyla ben her gün, uslu uslu onun okuldan dönüşünü bekliyorum. Email'imi o açıyor, içindeki mektupları bir güzel kâğıda basıyor, ben de bir güzel okuyorum.
Sevgili Ulaş, Özgür, Esin, Devrim, Deniz, Sevgi, Mahir Uraz, Belma Beyazıtoğlu, Cem Tuz, Güven Polat, Aydan Urun, İrem Kalaycı, Serap Şahin, Ozan Aksu, Lale Kuyucu, Şiyar Dağ, Özgür Atakan, Erdener İldiz, Behçet Akalın ve hatta uzun süredir görmediğim dostlarım Muzaffer Tan, Bedri Gümüş, Nejat Çetinok: ilk mesajlar sizden geldi. Hepinize binlerce teşekkür ve selam; benim sizlere yanıtım, yazılarım. Çünkü Internet en hızlı iletişim yolu, ama yine de çok zaman alıyor, oysa benim en az sahip olduğum şey, zaman. Bazı konularda istediğiniz ayrıntılı ve ek bilgileri de veremeyeceğim. Bütün bildiklerimi ve kaynaklarımı, zaten belirtiyorum. Daha fazlası bende de yok. Hepinizi ilgiyle okuduğumu, okuyacağımı ve mesajlarınızı sakladığımı bilmenizi isterim. İnterneteşekkürlerimin kabulünü rica ederim.
