Biz neymişiz be...
Radikal · 25 Ekim 1997
Niccola Machiavelli, başta "Prens" olmak üzere 1510'larda düşünüp yazdığı eserlerinin pek çoğunu basabilmek için 30 yıl beklemek zorunda kalmıştı. Ancak bu kitaplar, yalnızca 30 değil, yüzyılların aşımından tek bir kırışık almadan sıyrıldı ve onları okuyan pek çok devlet adamına esin kaynağı oldu. Ancak Machiavelli'nin verdiği politika ve iktidar dersleri, şeytani bir zekâyı gerektiriyordu ve ondan öğrendiklerini uygulayan politikacılar tüm tarih boyunca "ahlakı hiçe sayan" ve ayakta kalan; hain, alçak, sinsi, ama iktidara yapışan; dolayısıyla "başarılı" devlet adamları sayıldılar.
Onlara "makyavelik" dendi ve sonuncusu, François Mitterrand'dı.
Eşber Yağmurdereli, o dünyayı gönül gözleriyle seyreden güzel insan yeniden kodese tıkıldığından beri; ahlakı, namusu, doğruyu ve masumiyeti cezalandırıp ahlaksızlığı, namussuzluğu, yalanı ve suçu ödüllendiren Türk devletinin mantığını anlamaya çalışıyorum. İlk aklıma gelen, elbette Machiavelli'nin iktidar kuramları oldu. Ancak bizimkiler okumayı pek sevmezler, hiçbir devlet adamının zahmet edip bu kitapları karıştırdığını sanmıyorum. Ben okudum ve okudukça, bizim devlet adamlarının Machiavelli'den esinlenmeyip asıl Machiavelli'nin bizdeki gibi devletlere ve adamlara bakarak bunları yazdığına karar verdim.
"Geleceği öngörmek için" diyor Machiavelli, "geçmişi iyi incelemek gerekiyor. Çünkü şimdiki zaman, doğru bağlantıların geçmişte bulur. Geçmişe bakarak geleceği yargılamak, milletlerin niçin hep aynı özellikleri gösterdiklerini ve hep aynı iyi huylarla, aynı kötü huyları taşıdıklarını anlamak demektir..." Biz geçmişte Pir Sultan Abdal'ı da astık. Sabahattin Ali'yi, kafasına odun vurarak katlettik. Nâzım Hikmet'i süründürdük. Aydınları yaktık, Gazetecileri öldürdük. Her değişik ses ve aynı tempoda çıkmayan soluğu kestik, yok ettik, susturduk. Halen Türk'ü Kürt'e, Kürt'ü Türk'e kırdırıyoruz.
Bir savaşa karşı "barış" diyen Yağmurdereli'yi içeri tıkıyor, o savaşın devamından sorumlu olanları, katilleri, eroin kaçakçılarını, işkencecileri hapisten kaçırıyoruz. Öyle ise bu devlet, bu savaşın devamını istiyor. Demek ki geleceğimiz, tıpkı geçmişimiz gibi olacak. Asacak, kesecek, süründürecek ve "hayır" diyenleri yok edeceğiz. Oysa, ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmanın yollarını gösteren Machiavelli bile, "Bilge hükümdarlar ve bilge cumhuriyetler, yalnızca yenmekle yetinmelidirler. Çünkü kesin zaferler, bazen savaşı yitirmekle eş anlamlıdır" diyor. Tabii anlayana. Çünkü kuzular bitince aç kalan bozkurtları, köy yakmaya, köylü öldürmeye, dışkı yedirmeye memur eden zihniyetin; Machiavelli'nin "Devlet yönetenler, bir insan ya da halkın, hakaret ve haksızlıkla kuşatıldığı zaman, canı pahasına intikam alacağından kuşku duymamalıdır" öngörüsünden haberi yok. "Halk, kendisini yönetenler arasında kimseye güvenmemeye başladığı zaman, devletin çöküşü kaçınılmaz olur" gibi, tarihte binlerce kez tekrarlanan gerçeği de bilmiyor herhalde bizim devlet.
Yağmurdereli, "barış!" dediği için içerde, bu devlette, evet. Kimine Sevda'nın memeleri, kumarhanenin yolları, eroin paraları; kimine kurşunlar, bu ülkede, evet.
