Paralık adam
Radikal · 31 Ekim 1997
Su kaplumbağaları, iki yüz ila iki yüz elli yıl yaşarlarmış. Su sineklerinin ise topu topu kırk beş dakikalık bir ömürleri varmış. Her iki tür de, kendilerine özgü ömür süreçleri içinde yalnızca iki kez döllenirlermiş, yaşam ivmelerini tamamlamadan, birinci döllerinden olan yavrularının yavrusunu, yani torunlarını görürler ve öyle ölürlermiş.
Zaman, garip bir kavram. Neye göre zaman? Su kaplumbağaları mı daha uzun ömürlü, yoksa su sinekleri mi? Ömür hangi ölçütlere göre uzun ya da kısa? Canlıların yeryüzünde geçirdikleri zaman, o süreyi ne yaşayıp, nasıl değerlendirdikleriyle var ya da yok değil mi?
Yaşar Kemal'i düşünüyorum. O bir su kaplumbağası olabilir mi? Hayır, su kaplumbağasından da öte. Çünkü ömrünün bittiği yerde, en az iki yüz elli yıl daha, belki de daha fazla anılmak için bu dünyada, iki döl değil, onlarca döl vermiş. Yani kitaplarını. İnsan insan oldukça, bu dünyada okuyan, yazan ve düşünen insan kaldıkça, o romanlar, o öyküler elden ele gezecek. Beğenilecek ya da eleştirilecek, ama mutlaka okunacak. Türkiye'de unutulsa, Şili'de anımsanacak, Guatemala'da konuşulacak; ulusal kitaplıklarda, öğrenciler araştırmalar yapacaklar Yaşar Kemal hakkında. Yüz yıl geçecek ve edebiyat uzmanları, onun kitapları üstüne tezler yazacaklar, hâlâ.
Nedense özel isimle anılacak kadar önem kazanan bir su sineği, Burhan Özfatura, su kaplumbağası Yaşar Kemal'e, "Ulan sen kimsin be? Seni bu millet affetmez. İki tane kıçı kırık roman yazmışsın. Kaç paralık adamsın?" diye sormuş.
Su kaplumbağaları, su sinekleriyle muhatap olmazlar. Ama madem merak etmiş Özfatura Burhan, ben vereyim beklediği yanıtı: Yaşar Kemal 'paralık' adam değildir. Paralık adam arıyorsanız, Sayın Su Sineği, önce dönüp kendi adınıza bakınız, 'faturanın özü' zaten sizde, anladığım kadarıyla sözü de size geçti Türkiye'de. Kaç para ettiğinize gelince, talan ettiğiniz İzmir'de ve hortumladığınız belediyede, onun hesabını biz biliyoruz ama, gözümüzden kaçan birkaç kalem yolsuzluk daha vardır mutlaka, siz bizden de iyisini bilirsiniz.
Kıçı kırık, diye tanımladığınız iki tane kitaba gelince: Hayret doğrusu, Faturanın Sayın Özü, para hesabına çok iyi eren sinek beyniniz, nedense kitap saymaya gelince şaşırmış pusulayı, Yaşar Kemal'in otuz iki eserini, indirivermiş ikiye. 'Kıçı kırık' yargısı ise, daha da vahim. Faturaların koçanları olup, kıç sayılabilir. Fatura, kesildikçe geriye koçanı kalan kâğıt parçalarıdır. Kıç ve kırık dediniz mi, zaten faturaların özü budur.
Oysa kitaplar...Kitapların başı ve sonu vardır. Kesilmek için değil, okunmak içindirler. Yalnızca beyne ve düşünceye yöneliktirler. Ama bir kitabın özünü anlayabilmek için, önce düşünmeyi ve okumayı bilmek gerekir. Su sineklerinin ömrü, çok zaman gerektiren bu nitelik ve niceliğe hem yetmez, hem de erişemez. Bir de, "Seni bu millet affetmez!" buyurmuş Faturanın Özü, kitap yazarı Yaşar Kemal'e. Pardon, bir dakika. Su sinekleri milletinden söz ediliyorsa eğer bu faturada, hayır, biz su sinekleri değiliz. Kırk beş dakikada ne yazık ki dörde katlanan sinekler ordusuna karşı, nesli yavaş yavaş tükenen dev su kaplumbağalarının milletinden sayılırız.
Onlardan bu yeryüzüne çok ve güzel şeyler kalacak çünkü. Oysa sineklerden...Hele hele, hani şu beygirlerin, eşeklerin apış arasından ayrılmayan, kuyruk sallanınca kalkıp, durunca konan sineklerden ne kalacak? Herhalde pislik bile değil. Çünkü onlar, pislik yemek için yaratıldılar.
