İt dalaşı
Radikal · 5 Kasım 1997
Mesut Yılmaz ile Kostas Simitis'in, sularla çevrili Girit mevkiindeki çorak buluşmalarında benim aklımda yankılanan tek söz, 'it dalaşı' oldu sayın okurlar. Mesut Yılmaz, it dalaşı konusunda endişeler taşıyan NATO Genel Sekreteri Javier Solana'ya: "Biz on bin fitten uçacağız. Yunanlılar ise 9 bin fitten uçacak. Notamlara uyulursa bir sorun çıkmaz. Ancak tatbikatlarda it dalaşı devam ederse, bu bir sıcak savaşa dönüşebilir" dedi.
Bilmeyenlere pek de bir şey ifade etmeyen 'it dalaşı' üstünde, gereksiz her şeyle uğraşmak merakıyla epeydir çalışıyordum; fırsat bu fırsattır deyip açıklıyorum:
İt dalaşı, havacılık dilinde İngilizce 'dog fight' sözünün tam karşılığıdır. Düşman uçaklarının havada bire bir karşılaşması ve didişmesidir. Birinci Dünya Savaşı'nda avcı uçakları, bugünkü kadar güçlü, uzun menzilli ve karmaşık silahlarla donatılmadıkları için, düşman pilotlar rakip 'tayyare'leri düşürmek üzere birbirlerine iyice yaklaşır ve makineli tüfeklerle havada düello yaparlardı. Dolayısıyle 'dog fight' tekniği bir savaş aracıydı.
Günümüzde hava çarpışmaları, savaşların en sıkıcısı. Uçaklar öyle karmaşık, öyle elektronik ki, pilotlar çoğu kez birbirlerinin uçaklarını görmüyorlar bile. Düşmanla karşılaşıldığını, radarlar daha 40 - 50 kilometreden tespit ediyor, pilota yerden talimat veriliyor. Ve hemen tüm avcı uçakları, uzun menzilli silahlarla donanımlı. Oysa it dalaşında iki uçağın birbirine 50 ya da 100 metre kadar yaklaştığı oluyor ve avcılar, yakın menzil silahlarının atış alanına giriyorlar. Avcı uçaklarına yüklenen silahlar artık genelinde uzun menzilli olduğu için 'dog fight' tekniği yalnızca eğitimde kullanılıyor.
Türkler ve Yunanlılar bu açıdan çok şanslı, çünkü it dalaşı tekniğini gerçek düşmana uygulayarak öğreniyorlar!
Yunanistan'ın Fransız yapımı Mirage uçaklarıyla bizim Amerikan yapımı F - 16'larımız, ağızlarına kadar silah yüklü ve Ege Denizi üzerinde her gün yaptıkları tatbikatlarda sık sık it dalaşına giriyor ve birinin kaçıp ötekinin kovaladığı bu tehlikeli yarışta, bazen onların, bazen bizim uçaklarımız düşüyor, ancak bu düşüşlerin nedeni, çoğu kez hasıraltı ediliyor. Bir 'dog fight' seansı sırasında olan kazalar, genellikle kaçan ya da kovalayan uçağın pilotaj hatası yüzünden. Özelinde ise, aşka gelmiş bir pilotun kendini tutamayıp ya da yanlışlıkla, bir düğmeye basması sonucu oluşuyor. Türkiye, geçen yıl Yunanistan'a bir jest yaptı ve tatbikat uçuşları sırasında avcılara silah yüklemekten vazgeçti. Geçen aylarda yaşanan ve gizlenemeyen bir taciz olayı, yani 'dog fight'tan sonra, yine silahlı uçuşlarımız başladı.
Bir F - 16 avcı uçağının, yüklenen alet edevat ile silaha göre değişen maliyeti, devletimize 30 ila 40 milyon dolar, sevgili okurlar. Dünya ortalamasında bir insanın istihdam bedeli ise 50 bin dolardır. Sizin anlayacağınız, Türkiye'nin satın aldığı her F - 16, 600 işsize sunulmayan iş olanağı demektir. Bu uçakların her kalkışı, saat başına 5 bin dolar işletme masrafı gerektirir ve her biri, her ay ortalama 20 ila 25 saat tatbikat uçuşu yapar. Dolayısıyla bir avcı uçağının aylık işletme maliyeti 100 bin dolardır. İngiliz savunma dergisi Jane's, bütün bu sayıları veriyor ve üstüne, her avcı uçağı pilotunun yetişmesi için yapılan harcamayı eklemek gerekiyor: 1 milyon dolar.
Yunanistan'la anlaşmazlığın ne kadar pahalıya patladığı açık değil mi?
