Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Post mortem babalık

Radikal · 8 Kasım 1997

Yaşamda her şeyin bir bedeli vardır. Öyle ya da böyle, tüm sevapların karşılığı görülür, tüm günahlar ödenir. "Alma yoksulun ahını, çıkar aheste aheste," sözü boşuna değildir. Peki, kalın paranın bedeli ne olabilir? Zaten para demek olan servet nasıl ödenir? Vallahi Fransızlar, dün bu soruyu bir ölüyü mezarından çıkarmaya karar vererek yanıtladılar. Dünya çapında ünlü şantör ve aktör Yves Montand, ölümünden altı yıl sonra 'mezarında bile huzur bulamamak" cezasına çarptırıldı. Yves Montand hak etmiş miydi, etleri çoktan çürüyen kemiklerinin tırtıklanmasını? Belki evet, belki hayır. Ancak yoksul ölseydi, kuşkusuz cesedi de rahat bırakılacaktı. Fransız adaletinin, diş kökleri ve kemikleri üstünde ADN testi yapılması yolunda aldığı karara, servetinin büyüklüğü yol açtı.

Öykü, eğer doğruysa tabii, oldukça acıklı: 1974 yılında Anne Gilbert Drossard, akça pakça ve pek hoş bir kadındı. Sinema çevresinde Anne Melekçiçek takma adı altında tanınıyordu. Hepimizin (yani Fransız sineması severlerin) bayıldığı 'Vincent, François, Paul ve Ötekiler' filminde bir rol kapabilmek için 'her şeyini' vermeye hazırdı. Yves Montand alımkârdı, ben şahsen Anne Melekçiçek'in filmde oynadığını anımsamıyorum ama, anlaşıldığı kadarıyla baş aktör ve figüran hanım arasındaki ilişkiye bu film vesile oldu. Anne Melekçiçek, 1976 yılına kadar Yves Montand'ın metresi olduğunu iddia ediyor. Ve de ünlü aktörün, kendisine 'hamileyim' dediği zaman, o saat ektiğini. Ortada kalan gebe metres, gözyaşlarını içine gömüyor ve nur topu gibi bir kız çocuğuna hayat veriyor. Aurore, yani Şafak adlı kızına babasının kim olduğunu söylüyor.

Küçük Aurore, nüfus kağıdındaki 'babası belirsiz' damgasını bir türlü sindiremiyor içine. Tüm okul yaşamı boyunca, kendisine baban kim diye soran öğretmenlerine 'Yves Montand' yanıtını veriyor, gülüşmelere aldırmadan. Zaten gülüşen de pek yok, çünkü hık demiş burnundan düşmüş gibi ünlü babanın. Genç Aurore, gerçek gibi gösterilen resmi tarihlere daha minicikken kafa tutmayı öğreniyor böylece. Zaman içinde çelik gibi bir iradenin, çekilmez ağırlığını yükleniyor.

Yves Montand, eşi Simone Signoret'nin ölümünden sonra ve tam 67 yaşında, eski sekreterinden Valentin adını koydukları bir erkek çocuğun babası oldu. Ve eski sekreter, yeni eş, ünlü aktör ve erkek bebek, mutlu pozlar verdiler- dünya kameraları önünde. Bu pozlar, Aurore'a vurulan son darbeydi. Genç kız, babalığını tanıması için Yves Montand'ı mahkemeye verdi. Ünlü aktör, yargıçların önerdiği tüm kan tahlillerini ve ADN testlerini, nedense, hep reddetti ve karşı mahkeme açtı kızına. Ve çok geçmeden, yani 1991 yılında geçirdiği bir kalp krizinden öldü. İşin acı yanı, (belki) kendi kızı Aurore'dan sakındığı mirasını, kendisinin olmayan, Simone Signoret'nin kızı ve nüfusuna geçirdiği Catherine Allegret ile meşru oğlu Valentin arasında paylaştırmıştı. Ama adaletin çarkları durmadı. Ve Paris adliyesi, dünkü celsede, gayrı meşru Aurore'un iddiasına kulak ve aktörün cesedi üzerinde babalık aramaya karar verdi.

9 Kasım, Yves Montand'ın altıncı ölüm yıldönümü. Cesedine en geç 30 Kasım'a kadar ADN testi uygulanacak. Ve belki de tarihte ilk kez bir erkek, öldükten sonra, 22 yaşındaki bir genç kızın babası olacak; yaşarken vermediği bedeli şakır şakır ödeyecek. Miras demiş, sende de kalayım biraz. İskeletler bile cezadan muaf tutulmuyorlar artık.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1