Gizlilik sendromu
Radikal · 9 Kasım 1997
Avrupa'nın 'reklamsız' kültür televizyonu ARTE, Cezayir konulu bir program yayınladı. Ve Cezayir'in bugünkü açmaza düşmesinde Fransa'nın 'sorumluluğunu' arayan program çerçevesinde, ünlü sinema yönetmeni Bertrand Tavernier'nin bir belgeseli gösterildi. Türkiye'deki sinemaseverlerin de yakından tanıdığı koskoca Tavernier usta, üşenmemiş, Fransa'nın sömürgesi Cezayir'i yitirmesiyle sonuçlanan bağımsızlık savaşı sırasında Cezayir'de 'vatani görevini' yapmaya, yani çarpışmaya gönderilen erlerin neler düşünüp, neler hissettiklerini toplamıştı. 'Erler Konuşuyor' adlı belgesel, çarpıcı anılardan oluşmakla kalmıyor, bir vicdan muhasebesi niteliğini taşıyordu. En ilginci de, şimdi çoluk çocuğa karışmış olan bu sade vatandaşların, verilen bir emirle nasıl katil ve işkenceci olduklarını anlatmaları ve pişmanlık duyduklarını, vicdan azabı çektiklerini görmekti.
Birdenbire Türkiye Cumhuriyeti tarihi geldi aklıma. Kendi kısacık ömrümde üç darbe gördüğüm; bilmem kaç Kürt isyanı, göç ve azınlık mübadelesi yaşayan, halen bir bölgesinde ölüm kalım savaşı veren bu ülkede, bu konularda kaç tane belgesel yapılmıştı? Daha doğrusu, genelinde kaç belgeseli vardı herhangi bir konuda Türkiye'nin? Çok az. Bazı konularda ise, koca bir hiç.
Oysa ABD, hâlâ Vietnam'ı sorguluyor. Hem sinemada, hem belgesellerde. Biz Vietnam Sendromu'nun ne olduğunu, binlerce kilometre ötede ve oturduğumuz yerde, orta çaplı bir Amerikalı kadar, belki de daha iyi biliyoruz. Peki Güneydoğu'dan sağ dönen erlerimizin, kaçta kaçının geceleri birden bire fırlayıp selama durduğunu, silahını arayıp bulamayınca çıldırdığını, kendini sokaklara attığını biliyor muyuz? Kaçta kaçının, askerlikten dönünce, örneğin Manisalı öğrencilere işkence yapan polis kadroları arasında yer aldığını, şiddete tapmaya başladığını gösteren bir istatistik var mı? PKK'yla savaştan dönen gazilerimizin, neler yaşadıklarını, neler hissettiklerini anlattıkları röportajlar niçin Türk basınında yer alamıyor? Savaş on beş yıldır, hâlâ devam ettiği için mi? Savaşın ne olduğunu anlamak, bitmesi mi demek acaba?
Cezayir savaşında ölen 25 bin Fransız askerinden 8 bininin, düşman tarafından değil, pimi yanlışlıkla çekilmiş el bombalarıyla, acemilikten ateş alan makineli tarakasıyla; devrilen kamyonlar yüzünden ve düşman safları yerine kendi kuvvetlerini bombalayan Fransız uçakları tarafından öldürüldüğünü bilen ben, niçin ve nasıl olup da, Türkiye'nin Güneydoğu'sunda ölen Türk erlerinin kesin sayısını öğrenemiyorum? Niçin sizden ve benden saklanıyor; nasıl, nerede ve ne olup bittiği? Niye bizim Türk sineması ve televizyonlarının, geçmişteki Kürt isyanlarıyla ilgili doğru dürüst bir belgeseli yok? Bu toplumu yaşamsal boyutta ilgilendiren hangi konuda ne biliyoruz?
Neyi gizliyorlar bizden? Neyi öğrenmememizi istiyorlar? Öğrenirsek belki de bazı 'haltları' yemeyeceğimizi mi, yedirmeyeceğimizi mi düşünüyorlar? Şehit babalarının, cenaze namazlarında, 'Vatan sağolsun!' diye bağırmayacağından mı korkuyorlar?
Türkiye'nin toplumsal yaşamını zehirleyen, tüm geleceğini ipotek altına alan çeteleşmenin ne pahasına olursa olsun bizden saklanmaya, örtbas edilmeye çalışılmasında, aynı korkunun, "Aman bilmesinler, yoksa yemezler..." etkisi mi var? Devletin zararına olur diye halktan saklanan canavarlık ve soygunlar, kimlerin işine yaradığı için sürdürülüyor?
Bu devlet anlayışı karşısında kendimi, ben evden çıkınca yatağına başka kadın atan bir kocayla evliymiş gibi hissediyorum. Ya siz?
