Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Borsa ve verem

Radikal · 15 Kasım 1997

Nataşa deyince, cinsel doyumsuz Türk erkeğinin aklına sarışın, uzun boylu ve güzel olmasına karşın kolay mı kolay Rus kadınları; Türk kadınının aklına ise AIDS ve frengi gelir. Fransız Nouvel Observateur dergisinde okuduğumda kanımı donduran bir makale, ikincileri haklı çıkarıyor. Üstüne üstlük, Türkiye'ye giriş yapan tüm Ruslar yoluyla, ülkemizi yirmibirinci yüzyılın AİDS'i olmaya aday, ölümcül bir hastalığın kucağına atıyor. Bu hastalığın adı 'verem'. Ancak Kamelyalı Kadın gibi öksürte tıksırta süründüren, bildiğimiz verem değil. Hollywood canavarı Aliens gibi mutasyona uğramış, bugüne değin bilinen tüm antibiyotiklere dirençli, tedavisi olmayan ve hastayı kısa yoldan mezara gönderen, TBMR diye anılan yeni tür bir verem.

Dünya Sağlık Örgütü OMS, tehlikenin büyüklüğüne dikkati çekmek için özel bir rapor hazırlamış, raporun tüm dünyada aynı anda yayınlanması, dolayısıyla daha geniş çapta öğrenilmesi için her türlü 'medyatik' önlemi almıştı. Ancak, OMS'nin verdiği alarm sinyalinin yerküre medyalarında yayınlanacağı gün, Japon borsa krizi patlak verdi ve televizyonlarıyla, gazeteleriyle, radyolarıyla tüm basın, OMS raporu yerine, borsada düşüp kalkan paralarla ilgilendi. Çünkü tüm zaman ve tarihlerde, borsaların grip olması, insanların gebermesinden daha önemliydi.

OMS raporuna göre, normal verem zaten çok artmış bulunuyor dünyada. Tedavisi olmasına karşın her yıl, üç milyon kişinin canını alıyor. TRMR diye adlandırılan 'çok dirençli' verem mikrobunu ise, yarıda kesilen tedaviler yaratmış. Antibiyotiklerin kesintiye uğradığı süreler, mikrobun mutasyona uğrayıp kullanılan tüm ilaçlara bağışıklık kazanmasını sağlamış. Salgının hızla yayıldığı ülkelerin başında Rusya geliyor. Sağlık istatistiklerinin var ya da güvenilir olmadığı bu ülkede, kesin tek gerçek, hapisanelerdeki her yüz mahkûmdan kırkının yeni vereme yakalandığı. Genel nüfusun kaçta kaçının mikrobu taşıdığı bilinmiyor. Ancak Rusya'da halen bir milyondan fazla tutuklu var. Tüm toplumsal koruma sistemleri iflas eden Ruslar, çareyi tüm veremli mahkumları Sibirya'daki bazı eski hapisaneleri, hastaneye çevirerek izale etmekte bulmuş. Ölümden önceki durak demek olan bu hastanelerde, ilaç bazen var, bazen yok. Zaten olsa da, yeni verem tedaviye cevap vermiyor.

Ve halen Rusya'da, ufak tefek hırsızlıklardan iki üç aylık hapis cezasına çarptırılan gencecik insanların mahkûmiyeti, yakalandıkları verem sayesinde ölüm cezasına dönüşüyor.

Kolayca anlaşılacağı gibi, TRMR yalnızca mahkûmlar arasında yayılmıyor. Türkiye'ye giren Ruslardan kaçta kaçının yeni verem mikrobunu taşıdığını bilmiyoruz. Ama tehlikenin büyük olduğu kesin. Çünkü vereme yakalanmak için, cinsel ilişkiye girmek, kan yoluyla temas etmek falan gerekmiyor. Aynı havayı solumak yetiyor. Sıkıysa nefes almayalım.

Yeni verem, artık yoksul hastalığı değil. Varsılı yoksulu, aynı havalandırma sisteminden çıkan temizlenmemiş havayı soludu mu, ya da mikrobu taşıyan bir insanla karşı karşıya konuştu mu, kader ağlarını örüyor.

İşte size paranın işe yaramadığı, fark atamadığı bir eşitlik. Ne ibret verici değil mi?

Biz medyalar, İngiliz dadının müebbet hapisten özgürlüğe dönüşen mahkemesini izlerken, Rus mahkemelerin birkaç ay hapis cezası verdiği yüzbinlerce insan, bir hastalık tarafından ölüme mahkûm ediliyor. Biz Tokyo, New York borsalarıyla uğraşırken, sınırlarımızdan her gün sinsi bir salgın simsarı giriyor: bu salgının toplumsal borsadaki adı, ölüm.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1