‘Bub’ edebiyatı
Radikal · 16 Kasım 1997
Parkın köşesine dönünce, alçak duvarların ardında bir kaya, kayanın üzerine uzanmış bir adam heykeli gördüm. Heykelin başında silindir şapka olmasına karşın, üstünde robdöşabr gibi bir ceket var, ilgimi çekti, yakından bakayım dedim. Gerisin geriye döndüm; parka bir tapınak havası veren saray kapısından geçip içeri girdim, heykele yaklaştım. Adamın yüzü beyaz mermerden, pantolonu gri, çorapları açık gri, ayakkabıları siyah mermerden yontulmuş. Robdöşabr yeşil, kolları ve yakası kırmızı, ama hep mermer. Yüzünden hülyalı bir tebessüm, ağzında bir çiçek, serilip uzanmış kayanın üstüne. Sol elinde iki altın (gibi) yüzük, değerli (gibi) taşlarla bezeli.
Kimbilir neler düşünüyor, göğe dikmiş gözlerini. O düşünmeyip de kim düşünecek? Kayanın altında, Oscar Wilde, 1854 - 1900 yazıyor. Bir kuyrukluyıldız gibi geçen kısacık ömrüne karşı bu ad, edebiyat tarihine silinmez bir imza, birbirinden güzel kitaplar ve yeryüzünün her köşesinde, yüzyıldır çınlayan, bir o kadar daha, belki de daha fazla sürecek olan koca bir yankı bırakıyor.
Heykel, bu güzelim parkın bir köşesinde yalnız değil. İki mermer sütun üzerine, onun en güzel tümceleri kazınmış, kendi el yazısıyla:
"İnsanlar, yaptıkları hatalara tecrübe adını verirler..."
"Kötü adam, her şeyin fiyatını bilen, ancak hiçbir şeyin değerini bilmeyen adamdır..."
"Bir fikir, uğrunda insan öldü diye doğru olmaz..."
Burası Dublin, sevgili okurlar. Üçbuçuk milyon ahalinin on bir bin Bub'da kafaları çektiği, midelere sudan çok siyah biranın, kızıl biranın, beyaz ve sarışın biraların, İrlanda viskilerinin aktığı edebiyat ülkesinin başkenti. Her dönümünde bir yazarın yaşadığı, yazdığı, öldüğü kent.
İrlanda'nın düşün ve yazınla ne kadar haşır neşir olduğu, yetiştirdiği dünya çapındaki değerlere nasıl sahip çıktığını daha uçaktayken gördüm. Hani bizim THY uçaklarında, koltuklar ve perdeler 'Çintemani' motifleridir ya? İrlanda havayollarının kumaş motifi, tüm ünlü ozanlarının el yazısı şiir müsvetteleri. İrlanda'ya, havadan bile okuya okuya geliyorsunuz. Okumayı sevmek, İrlanda'yı sevmek demek. Okumayı sevmeyenlerin hiçbir tat alması, anlaması, beğenmesi, mümkün olmayan bir diyar burası.
Benim favorim Oscar Wilde ama, James Joyce da buralı, Samuel Beckett de buradan çıkıp gitmiş Fransa'ya ve daha onlarcasını yetiştirmiş, yüzlercesini Amerika'ya göndermiş İrlanda. Neden bu ülkede böylesine bir entelektüel birikim var, neden bunca çok dünya çapında yazar ve ozan çıkıyor? Sır. Çünkü yakından baktığımızda, şanlı bir tarihi yok. Oysa bizim var. Özel bir kültür kavşağı değil. Oysa biz bütün kültürlerin dört yol ağzındayız. Yakın zamanlara kadar çok yoksul bir ülke olan İrlanda'dan, dünyaya elli milyon insan, insan gibi yaşayabilmek için göç etmiş. Eh, o kadar olmasa bile bizden de göç etti. Biz de varsıl sayılmayız. Neden onlar bunca düşünce üretmişler, bunca kitap yazmışlar, dünya edebiyat tarihine geçmişler de biz altmış milyonluk nüfusumuza karşın böylesine ve buncasına yetiştirememişiz?
Dünya basınından otuz ülkenin temsilcisi, The İrish Times Gazetesi'nin davetlisi olarak iki gündür Dublin'deyiz. Ve boş zamanlarımda ben, bu soruların yanıtını bu ülkenin yetiştirdiği yazarların ilham kaynaklarını gezerek arıyorum. Yani Bub, senin, bu Bub benim dolaşıyorum. Yarın, James Joyce'un 'Ulysses' adlı kitabında anlattığı 'kutsal' Bub güzergâhını izleyeceğim. Eğer ayakta kalabilirsem, içtiğim biraları olmasa bile, gördüklerimi sizinle paylaşmaya çalışacağım. Şimdilik: "Şerefinize!"
