İrlandalı kızlar
Radikal · 17 Kasım 1997
Bir zamanlar (ve hatta şimdi) dünya, Türkiye deyince nasıl 'Midnight Express' filmindeki hapishaneyi düşünüyorsa, ben de İrlanda deyince 'İrlandalı Kız' sahnelerini aklıma getiriyordum. Haklıymışım. Dublin'i görmek, elbette tüm İrlanda'yı tanımak değil. Ancak filmdeki köylülerin hepsini Dublin'de buldum. Bu minicik başkent kocaman bir köy gibi. Ayrıca, kızıl saçlarıyla ünlü İrlandalı kızların hepsi, filmde oynayan o değildi ama Vanessa Redgrave'e benziyor, ancak içlerinden tek güzeli Vanessa olduğu için onu artist yapmışlar. Şöyle insanın içini hoplatan yakışıklı bir erkek, hoş bir kız bulmak, Dublin'de lokanta aramaya benziyor. İkisi de yok. İrlanda'nın başkentinde yemek yemek için, ya Fransızlara, ya da İtalyanlara başvurmak gerekiyor. Bir de Türk kebapçılarına. Evet, yanlış okumadınız! Tüm İrlanda'da başkonsolosluk kayıtlarına göre yalnızca iki yüz Türk yurttaşı, ancak onlarca döner kebapçı var. Zaten dün, hiçbir Fransız ve İtalyan lokantasında yer bulamadığımızdan, üç bıçkın Türk delikanlısının 'paşa porsiyon' köfte ve döner doldurdukları ekmeği indirdik gövdeye.
Çünkü İrlandalılar, yemek yemiyorlar. Yalnızca içiyorlar. Esmer biraları çok besleyici olduğundan herhalde, hepsinin sağlığı yerinde. Yemek kültürleri yok ya adamların, geriye kalan her şeyleri kültür daha doğrusu yazılı kültür. Örneğin yaya geçitlerini belirtmek için yol üstüne çizgi çekilmiyor, yalnızca bir yerde 'yaya geçidi' yazıyor; okuma bilmiyorsanız yandınız. Çünkü arabaların soldan beklerken sağdan, sağdan beklerken soldan çıkmalarına bir türlü alışılmıyor.
1922 yılına dek süren İngiliz egemenliği, İrlandalıların Latin kökenli özgün dillerini unutturmuş, ancak öldürememiş. İngiliz edebiyatına büyük yazar ve ozanlar armağan eden bu kitap uygarlığı, şimdi kendi dilini yeniden öğreniyor. İki sözcüğü aklımda tuttum: Taoiseach (başbakan) ve 'slainte', yani şerefe. Birinci sözcüğün 'tişok', ikinci sözcüğün 'sloçe' okunduğunu göz önüne alacak olursak, İrlandalıları da kauçuk yazıp elastik okuyan toplumlar arasına katabiliriz. Bu minicik ülke 'oku da adam ol' sözünü kanıtlamak için kurulmuş gibi. Her biri kiliseden büyük, kiliseden görkemli birer mabet olan 'pub'larda yalnız esmer bira fıçıları değil, koca koca kitaplıklar var. Kimse bu kitapları çalmıyor. Okuyor, içiyor; içiyor, okuyorlar. Hani bizim ülkemizde artık okumakla adam olunmuyor ya, İrlanda olmuş. Üç buçuk milyon nüfusuyla İrlanda Cumhuriyeti, artık altmış milyonluk Türkiye'nin AB'ye girişi konusunda söz sahibi. Bırakın AB'ye girişi, dünya basın örgütü VİEJ'in bir toplantısının Türkiye'de yapılabilmesi için davetimizi, VİEJ'in danışma kurulu başkanı The Irish Times genel yayın yönetmenine yaptık. Oysa bizim gazetelerimizin tirajları, bu gazetenin on katı. Ama Allah için, İrlanda'nın Türkiye'ye karşı hiçbir ön yargısı ve düşmanlığı yok. Tam tersine, katıldığımız gazetecilik toplantısına bütün bakanlar kurulu ile gelen minicik İrlanda'nın 'tişok'u ve dışişleri bakanı, ülkemiz için pek olumlu (gibi) konuştu ve AB'nin genişlemesinde Türkiye'ye belki de destek vereceklerini söyledi. Bu öylesine yaşarttı ki gözlerimizi, sevgili ülkemizi temsil eden iki hanım gazeteci tuttuk, bir kâğıda: "Teşekkür ederiz, aman devam edin..." yazıp ilettik dışişleri bakanına. Adamcağızın nazik selamı ve gülümseyişinden, bir de diğer Türk meslektaşımın pek güzel bir esmer oluşundan, yazılı dilekçemizin dikkate alınacağını anladım. Bu girişimin AB'ye etkisinden kuşku duyanlara, bugüne değin olduğumuz gelin güveylikleri anımsatırım.
