Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Hayallerimiz, Meclisimiz ve biz

Radikal · 22 Kasım 1997

'Umutsuzluğun karanlığında, bir HAYAL gördük. Umudun ışığını yaktık ve bu ışık sönmedi. Yılgınlık çöllerinde, bir HAYAL gördük. Yiğitlik ağacını diktik ve bu ağaç çiçeklendi. Tutsaklığın kışında, bir HAYAL gördük. Uyku karını erittik. Ve isyanımız ırmaklaştı. HAYAL'imizi, bir kuğu gibi, bu ırmakta yüzdürdük. HAYAL gerçek oldu. Kış, yaz oldu. Tutsaklık özgürlük oldu. Ve bu özgürlüğü, size miras bıraktık. Ey özgürlük kuşakları! HAYAL kuşaklarını unutmayın, bizleri anımsayın...'

Küçücük İrlanda Cumhuriyeti'nin, bin yıllık İngiliz boyunduruğundan kurtuluşunu anlatan Liam Mac Uistin'in bu satırları, Dublin'deki Özgürlük Parkı'nın granit duvarlarına altın harflerle kazılı, sevgili okurlar. Her sözü beynimde ışıklı bir yol açan bu kitabeyi anarken, ben de hayale daldım, bizim hayallerimizi düşündüm.

Mustafa Kemal ve arkadaşları, bundan 78 yıl önce bir HAYAL görmüşlerdi. Bir milletin üstüne serpilen 600 yıllık ölü toprağını silkip atmanın hayaliydi bu. Başardılar. Hayal gerçek, yenilgi zafer, kulluğumuz yurttaşlık oldu. Ve Mustafa Kemal ve arkadaşları, özgür ve laik bir cumhuriyeti bize miras bıraktılar. Onları unutmadık. Ancak bıraktıkları mirası hep ama hep, hayalleri olmayan böceklere devrettik; egemenlik haklarımızı, kabir böceklerinin kaynaştığı meclislere teslim ettik. Meclislerimiz, hayallerimizin mezarı oldu. Umutlarımızı bu mezara gömdük hep.

Biz, muhayyilesi geniş, hayalleri bol bir milletiz. Bu Meclis-i kebir böcekleri, 75 yıldır yiyorlar, yine de yeni hayaller üretiyoruz. Ve yeni hayallerimizi de kemirsinler diye, onları etimizle sütümüzle besliyor, gitgide artan harçlıklar veriyoruz. Son hayalimiz, MASUMİYET'ti. Masum vekiller tarafından temsil edilmek isteyen, masum insanlardık biz. Suç işlemeyen ve işleyenin yer alamayacağı bir Meclis istedik. Umudun ışığını yaktık, umutsuzluğun karanlığında. Hayalimizi sokaklara döktük, nehir olup aktık.

Boşuna.

Kayıtsız koşulsuz bizim olduğu söylenen, olması gereken egemenlik haklarımız 233 tuğlalı bir alçaklık duvarına çarptı. Biz milyonlardık. Altmış olmasa bile, en azından, kırk milyon masum insan. Nasıl durdurabildi 233 çürük tuğla, masumiyetin sokaklarda akan selini? O Meclis'e, o dokunulmazlıkları veren biz değil miyiz? Geri istiyoruz şimdi, hangi hakla üstüne yatıyorlar?

Hangi sokaktan söz ediyor Cumhurbaşkanı Demirel, "Meclis'i sokaktan idare edemeyiz," derken? "Yürümekle aşınmaz!" dediği sokaklardan mı? Türkiye bir kurumlar devletiymiş. Hangi kurumların devleti? Eşkıya kurumlarının mı? Yoksa komisyoncuların mı? Kimin hür iradesinden söz ediyor, Meclis derken? Bir ulusun masumiyet hayaliyle alay etmek hürriyetinden mi?

Cumhurbaşkanı Demirel sanırım görmedi, görmüyor ve hiçbir zaman göremeyecek. Ama sokaklar, yürüyerek aşınırlar. Aşınan sokağa düşmekle, aşınan sokakta düşmek aynı şey değildir. Bizim hayallerimiz o sokaklarda düştü, kırıldı, parçalandı. Ama Türkiye'de politika da sokağa düştü. Çünkü hayallerimiz yerine, aşınan kaldırımlar çıktı Meclis'e.

İster Meclis'e çıksınlar, ister sokağa insinler, kaldırımların dokunulmazlığı yoktur. Üstünde gezinen yosmalara, bir gün mutlaka dokunulur.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1