Sunturlu adalet
Radikal · 28 Kasım 1997
Elias Petropulos, ülkesine küskün bir Yunan ozanı, dil uzmanı, folklor araştırmacısı ve sanat tarihçisi. Albaylar cuntası sırasında tıkıldığı hapisanelerden çıktıktan sonra edindiği ilk pasaportla Paris'e gelmiş ve o gün bu gündür, daha hiç dönmedi Yunanistan'a. Oysa kitaplarıyla, ülkesinde Kazancakis'ten sonra en çok satan yazar ve Yunan gençliği tapıyor kendisine. Elias, ilk kez 1972 yılında, bir şiiri yüzünden hapsediliyor. Çünkü bu şiirde Elias: "Genç bir kadının çıplak vücudu önünde, vatanımı bile unuturum..." türünden bir şey söylüyor. Hapsi boyluyor.
Gel zaman git zaman Yunanistan'a demokrasi geliyor. Ama Elias hep Paris'te. Bir gün Yunanistan Baroları Başkanı görüşme talep ediyor kendisinden. Elias şaşkın, buyur ediyor adamı. Nezaket ve kibarlık alışverişinden sonra, Baro Başkanı bir ricada bulunuyor ozandan: "Ne olur, oğlumla konuşur ve sizin mahkûmiyetinizden sorumlu olmadığımı söyler misiniz?" Elias şaşırıyor. Aradan yıllar geçmiş, üstelik kendisini mahkûm eden yargıç, gelen adam değil. "Oğlunuz nerede?" diye soruyor Baro Başkanı'na. "Aşağıda," diyor adam. "Köşedeki kahvede bekliyor."
Birlikte iniyor ve yemek yiyorlar. Ancak kimse konuşmuyor ve oğul, ortasında terk edip gidiyor yemeği. Baro Başkanı anlatmaya başlıyor: "Hayattaki en büyük hazinem, oğlum. Kendisinin de benim gibi hukukçu olmasını istedim. Fakülteyi bitirdi, ancak mesleğini icra etmeyi reddediyor. Ve gerekçe olarak, Yunan hukukunun, bu ülkenin en büyük yazarı, yani sizi mahkûm etmişliğini gösteriyor, beni de aynı suça iştirak etmekle, yani o dönemde hukukçu olmakla itham ediyor."
Baro Başkanıyla Elias'ın konuşması burada bitiyor. Oğuyla mektuplaşmaya başlıyor Elias. Delikanlının Almanya'da basılan bir dil araştırması geçiyor eline. Çok etkileniyor Elias ve onun büyük bir dil tarihçisi olacağına karar veriyor. Baro Başkanı'na mektup yazıyor: "İyi bir çocuk yetiştirmişsiniz. Hukuk okumasını istemişsiniz, okumuş. Şimdi bırakın, istediğini olsun" diyor.
Dostum Elias Petropulos'un anısını dinlerken, "Faili Meçhul Türkiye"nin sunturlu adaleti Oltan Sungurlu'ya kaydı aklım. Acaba Sungurlu'nun üniversitede oğlu ya da kızı var mıydı? Babasına, davaları mahkemeden mahkemeye kaydıran kaypak adaletin; nedense hep cinayet ve çete davalarına bakan yargıçları, örneğin niçin Göktepe davasının yargıcını "terfi" ettirdiğini sorar mıydı? Hassas davalara denk getirilen "terfi"lerin "iyi niyet" diye yutturulması için tüm milletin aptal sayılması gerektiğini söylemez miydi kendisine?
Diyelim çocukları da kendisi gibi Oltan Sungurlu'nun. Ama bir gün, torunları da olacak. Torunlarının da çocukları. Ve hiç kuşku yok, biri değilse öbürü çıkacak ve mafyacı polisleri, katil çetelerini ve gazeteci katillerini yargılamaya kalkanlara gözdağı veren sunturlu adaletçilerden hesap soracak. Ve o zaman, artık emekli olan bakanlara, köşesine çekilmiş, ilaç saatini bekleyerek yaşayanlara, bütün milleti aptal sanmanın kişinin kendi salaklığı olduğunu haykıracaklar.
Böyle bir hesaplaşmadan kendileri kurtulsa, çocukları kurtulamayacak bugünkü muktedirlerin. Farkında değiller ama, gurur duyulacak bir baba, dede adı bırakmıyorlar gelecek kuşaklara.
