İnsan ve insaf
Radikal · 1 Aralık 1997
'İnsan' türüne ait olabilmenin bazı koşulları var. Önce, dört ayak değil, iki ayak üzerinde ve dik durmak. Sonra ağızdan çıkan sesleri, dil dediğimiz ifade biçimine dönüştürmek. İnsan türü olabilmek için, ellerin kavrayış yeteneği olması gerekiyor. Bir de, gövdenin genel kütlesine oranla, büyük bir beyin sahibi. Bütün bunlar bir araya gelince, ancak maymunlarla insanları kapsayan memeliler takımına dahil ve bu takımdaki en gelişmiş üçüncü sınıf, yani 'insansılar'dan olmaya hak kazanıyoruz.
'İnsaf', bazen büyük maymunların, çoğu kez ise insanların duyabileceği bir merhamet çeşidi. 'El insafu nısf - üd - din' insaf dinin yarısıdır, anlamında kullanılıyor, elimizdeki en mükemmel ansiklopedi Büyük Larousse'a göre.
Kendilerini oldum olası 'primat' saymayan, yani maymunlarla akrabalığımızı reddeden, ancak Adem ile Havva'nın çocukları olduklarını hayalle, gökten zembille düşmüş olduklarını iddia edenler var. Bunlar, sizi beni insandan saymıyorlar, çünkü biz 'primat' olduğumuzu kabul ediyoruz; onlar etmiyor. Adem'i baba bellediklerinden, gökten zembille inmeyenleri ya insafa getirmeyi ya da yok etmeyi hedefliyorlar.
Ancak beyinleri öyle olunca, kazın ayağı da böyle olmuyor tabii ve epeyce zorlanıyorlar bizi insafa getirmekte. Çünkü insaf onlarda dinin yarısı ya, öteki yarısında bir karışıklık var. Bu karışıklıkta, bir oteli yakıyorlar, 37 kişi öldürüyorlar, son anda karışan olmasa, daha da çok öldürecekler, ama ellerinden fazlası gelmiyor (şimdilik). Mahkemeye çıkartılınca çok şaşırıyorlar, tam bir haksızlık yani yargılanmak. Öyle ya, katil değil, güzel güzel kafir öldürmüş avcılar onlar. Üstelik öldürdüklerini çiğ çiğ yemeye de kalkmamışlar, iyice pişirmişler. Neyin nesi bu mahkeme, neye dayanarak mahkum edilebilir ki bu küçük Adem'ler? Ölüm cezasına çarptırılınca galeyana geliyorlar tabii ki, dışarda kalan yardakçıları haykırıyor gazetelerinde: "El İnsaf!"
Bu kapsamda insaf ne anlama geliyor, o belli değil. Çünkü onlara göre 37 insanı insaflıca öldürmek, dinin yarısı. Öldürene, hiç bir zaman infaz edilmeyecek idam cezası vermek mi, insafsızlık?
Doğrusu kafam karıştı. Biliyorsunuz onların kafası hiç karışmaz. Çünkü din adına cinayet işlerken, insafi vecibelerini yerine getiriyorlar. Hırsızlık yapanın elini kesmek, küfür edenin dilini koparmak, içki içeni dövmek, oruç tutmayanı öldürmek, zina yapanı linç etmek ve bu muamelenin doğruluğuna inanmayanı 'Kafir' diye ilanla katletmek, onların din anlayışında vacip. Dolayısıyla bütün bu kahramanlıkları yerine getiren mücahitlerin idamı elbette haksız. Dini vecibeleri yerine getiren adama bırakın idam, ceza mı verilir?
Bir aydının, idam cezasını savunması zordur. Bu zorluk yüzünden, Sivas'ta gözümüzün bebeği insanları öldürmekten hiçbir pişmanlık duymayan katillere verilen cezada kopartılan 'insaf' yaygaralarına gereken karşılığı vermekte, belki de aciz kalıyoruz. Cesaretimi topladım ve açıklıyorum: Ben dünyada ve özellikle Türkiye'de, idam cezasının kaldırılmasına karşıyım. İdam cezasının verilmesi, ancak infaz edilmemesinden yanayım. İnfaz yoksa, niye idam kararı alınsın, diyebilirsiniz. Çünkü ülkelerin ve toplumların yüreğini hançerleyenlerin, kanlı katillerin, müebbeden hapiste geçirecekleri her günü, ertesi sabah celladın ilmiğini boynunda hissetmek korkusuyla yaşamayı hak ettiklerini düşünüyorum.
Benim gerçek insafsızlara karşı devletin göstermesi gereken 'insaf'tan anladığım bu. Öldürmeyecek kadar merhametli, ama öldürebilecek kadar güçlü olmak.
