İspanya, ölüm ve akıl
Radikal · 8 Aralık 1997
Yaşamla ölüm arasında bazen gerekli olan tercihi, "Yaşasın Ölüm!" çığlığıyla ikincisinden yana kullanan sloganın 'Viva La Muerte!', yani İspanyolca olması boşuna değildir. Ve bu çığlığın ilk kez İspanya İç Savaşı'nda atılmışlığı da tesadüf sayılmaz. İspanyol ruhunun "ölüm"le özel bir haşır neşirliği, ayrı bir tarihi vardır. Ölüm ve korkusunu birbirinden ayırmak, bazen bir zanaat, bazen bir sanattır İspanyollar için. Boğa güreşi arenalarında, korkunun küçümsenip ölümün yüceltildiğini görürüz. Ölmeye ya da öldürmeye karar verdiklerinde ise, ölümün küçümsenip korkunun yüceltildiğini.
İspanya'da idam cezası, 1976 yılında referandumla kabul edilip yürürlüğe giren Anayasa ile kaldırıldı. Ancak savaş suçluları bu yeni düzenlemenin dışında bırakıldı. En son idam infazı, 1971 yılında yapılmıştı. Nasıl yapılmıştı dersiniz? Giyotinle, elektrikle, zehir zerkiyle ya da asarak mı? Hayır. Korkuyu yüceltip ölümü küçümsemenin en sadist biçimiyle, insanın uzun uzun kafa yorduktan sonra bulabileceği bir vahşet yöntemiyle: tahta bir burguyla hükümlünün boynunu kırarak. İspanya'da ortaçağdan beri geçerli olan bu infaz sisteminde, idamlık bir iskemleye oturtuluyor, elleri ve ayaklarından sonra alnından ve boynundan iskemlenin yüksek arkalığına bağlanıyordu. Derken, bu arkalığın boyun düzeyindeki deliğine geçirilen toyka burula burula, ense kökündeki kemikleri yavaş yavaş kırılarak öldürülüyordu hükümlü. İspanyol enkizitörleri, zamanında en ağır infaz biçimi olarak icat etmişlerdi toykalı iskemleyi.
İspanya, çağdaş uygarlık ve insan haklarında, çok yol aldı 1976'dan beri. Öylesine yol aldı ki, Bask ayrılıkçı örgütü ETA ve bu örgütün siyasal vitrini Herri Batasuna partisinin 25 yıldır süregelen adam kaçırmaları, bombalı suikastları, 'devrimci infazları', İspanya'yı insanlıktan çıkaramadı, gencecik demokrasiyi yolundan çeviremedi. Önlenemeyen teröre karşı illegal örgütlenen bazı 'milisler' ve polisler, yani GAL dediğimiz ve bizdeki Çatlı tiplerine benzetilebilecek gizli devlet maşaları, varlıkları ortaya çıktıktan sonra tüm devlet sorumlularıyla birlikte yakalanıp yargılandılar ve cezalandırıldılar. Yıllardır tüm dünya, İspanya hükümetlerinin nasıl olup da Herri Batasuna partisini kapatmadığını sorguluyordu. Öylesine açıktı HB'nin ETA ile ilişkisi. Ancak her şeyin bir yolu yordamı olduğunu çok kısa sürede öğrenmişti İspanyollar. Ve sonunda geçen hafta, HB üyesi 23 partiliyi yedişer yıl hapse çarptırdılar. Ama partiyi, kapatmadılar. Neden? Çünkü partiyi kapatsalar, yenisinin kurulacağını ve sil baştan yapılacağını biliyorlardı. Önemli olan, suçluları tek tek cezalandırmaktı. Ve dikkatinizi çekerim, İspanya önce, teröristleri yargıya göndermeden 'temizleyen' sözüm ona devletçi (yani Bucak gibi) GAL üyelerini cezalandırdı, illegal infazcıları mahkûm etti. Ve bu hareketiyle, devleti yalnızca yasal devlet korur, dedi. Ancak bundan sonra sıra terör destekçilerini yargılamaya ve cezalandırmaya geldi.
Biliyor musunuz? Herri Batasuna lideri ve şimdi 7 yıl hapiste yatacak olan Jon İdigoras'la Türkiye'de yayınlanan ilk röportajı ben yapmıştım. İdigoras'ın yanına girmek için çelik kapılardan ve üç aramadan geçmek gerekti. Kendine müthiş güveni olan, fanatik bir adamdı. Şimdi çelik kapılardan o geçecek ve yedi yıl kalacağı hücreye girecek. İspanyol devleti, Herri Batasuna'yı doğrudan kapatacak kadar aptal değildi.
Umarım RP'yi yargılayan Türk devleti de değildir.
