Kenarı istiyor, ortası bırakmıyor
Radikal · 17 Aralık 1997
Yalnız besteleri değil, güfteleri de güzeldir Çingene ezgilerinin. Çoğunun yazarı bilinmez, ama çarpıcıdır sözleri. Bugünlerde aklıma, Rumence bir Çigan şarkısı takıldı: "Kimin daha yağlıysa mintan yakası/ Olacak dediler, kolluk ağası/ Benim mintan yakam yağlı mı yağlı/ Yine de olamadım kolluk ağası..."
Şarkının sözlerini hafifçe değiştirince, sanki AB ile Türkiye ilişkilerine göz kırpıyor: "Kimin daha yağlıysa pazarı/ Olacak dediler, AB adayı/ Benim pazarım yağlı mı yağlı/ Yine de olamadım AB adayı..."
Türkiye'de her kafadan bir ses çıkıyor, kimi AB'ye karşı itidal tavsiye ediyor, kimisi iyice bozulmuş, 'Beni istemeyeni ben hiç istemem' geleneğiyle küslükten yana. Her zamanki gibi, 'değerimizin', yani AB nezdindeki değerimizin ve büyük pazarımızın öneminin anlaşılmamış olmasını anlayamıyoruz. Şakağına aparkat yemiş boksör gibi sersemledik. Belki ayılınca anlayacağız, belki de hiç ayılmayacağız, ancak benim naçiz kanımca, Türkiye için durum, Türkiye'de yapılan değerlendirmelerden çok daha vahim.
Avrupa Birliği, Lüksemburg'da ne kararı aldı? Hiçbir karar almadı. Bir gün AB'ye girmesi 'olası' ama illa da alınacaklar diye bağlayıcı bir koşul koymadıkları ülkelerin listesini kabul etti. Bu listeye girmek, AB'ye akan kesin üyelik ırmağının değişmez yatağı değil. Listeye giren ve ne stratejik, ne ekonomik anlamda Türkiye'ye eşdeğer önemi bulunan entipüften ülkeler, on yıl, yirmi yıl, otuz yıl sonra belki alınacaklar AB üyeliğine, belki alınmayacaklar. Türkiye'yi bu listeye almak ve bugün ileri sürdükleri koşulları, Türkiye'nin kesin adaylığını kabul ettikten sonra ortaya koymak, uygulamada hiçbir şeyi değiştirmeyecek, yani ülkemiz ne kısa, ne de orta dönemde tam üye olacak ve bizi gücendirmeden, küstürmeden idare edeceklerdi.
Avrupa ülkeleri, bizimle aynı dünya tarihini paylaşmadı mı? Milli solcumuz, İkinci İnönü'müz Bülent Ecevit'in, yine böyle bir itiş kakışta, bizi bir çırpıda AB adaylığından çıkardığını anımsamaz mı? Yelimizin cinli olduğunu bilmez mi? Galeyana gelen milliyetçilerimizin pire için yorgan yaktığını hesaplamaz mı? Elbette hesaplar. Elbette bilir. Hiçbiri geri zekâlı değildir Avrupa ülkeleri yöneticilerinin. Yoksa o koltuklarda oturmazlardı.
Öyleyse AB, Türkiye'yi Avrupa'ya katmamaya kesin kararlı. Bu kararı, ülkemizi gücendirmek, koskoca bir pazarı yitirmek pahasına alıyor.
Nedenlerini hepimiz, günlerdir sayıp döküyoruz. Avrupa, bizim çetelerimizi, kara paralarımızı, milli kahraman haydutlarımızı, çocukları hapse tıkan adaletimizi, enflasyonumuzu, çok zengin zenginliğimizi, çok yoksul yoksulluğumuzu, iç savaşımızı, göçmen dalgalarımızı, 'layık' şeriatçılığımızı, fırdöndü politikacılarımızı, güçlü ordumuzu, kabaran nüfusumuzu ve en önemlisi, ABD maşalığımızı istemiyor. Bütün bunları anladık.
Ancak henüz bilincine varmadığımız korkunç gerçek, AB'nin Türkiye'yi adaylık listesine bile almayarak, sorunlarımızın 'çözümsüzlüğüne' kanaat getirmesi! Eğer Türkiye'nin sorunların üstesinden gelebileceğine inansalardı, aday olarak muhafaza eder ve tam üyelik için, çözümlerini koşul koyarlardı. Bulgaristan, Slovenya, Estonya vb'den sonra gelen konumumuza bakarak, hâlâ AB adayı olduğumuzu savunanlara, Sezen Aksu'dan öğrendiğim bir deyişle yanıt vermek isterim: Kenarı istiyor, ortası bırakmıyor.
Benim yandığım, AB'den dışlanmak değil. Ya haklılarsa? Türkiye'nin iyiye gitmesi olanaksız mı acaba?
