Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1997

Büyük ve sürekli

Radikal · 19 Aralık 1997

Doğu ile Batı arasındaki sosyal, ekonomik ve kültürel düzey farkının temelinde, Doğu'daki 'büyüklük' anlayışının süreksiz, Batı'daki büyüklüğün sürekli olması yatar. Tarihte pek çok büyük imparatorluk ve devlet kurulmuştur. Zaman içinde bu coğrafi büyüklükler küçülmüş, ancak Doğu'daki devletlerin pek çoğu nitelik olarak da ufalırken, Batı'daki benzerleri, daralan sınırları içinde 'büyük devlet' konumunu muhafaza edebilmişlerdir.

1807 yılında, İngiltere ile Danimarka arasında savaş vardı. İngiliz donanması, Kopenhag'ı bombaladı ve Danimarka Kraliyet donanmasını teslim alıp yaktı. Danimarka yenilmişti, ama donanmasız da kalacak değildi. Ancak ülkede koskoca bir donanma inşa etmeye yetecek sayıda meşe ormanı yoktu. Oysa zamanın gemiciliğinde, sağlam tekne yapmak için en az yüz yıllık meşe odunu gerekiyordu. Danimarka Kralı, emir verdi: "Donanmaya yetecek sayıda meşe ağacı dikilsin!" Gel zaman git zaman, zaferler, yenilgiler, Avrupa'nın yeniden yapılanması, sosyal reformlar, teknolojinin değişmesi derken, 1807 savaşı da unutuldu, tahtadan yapılan savaş gemileri de. Danimarka'nın yeni donanması artık tüm ülkeler gibi çelik gemilerden oluşuyordu. Hatta 1943 yılında Almanlar ülkeyi işgal edip, Kral'ı göz hapsine alınca, Danimarkalılar kendi donanmalarını kendileri batırdılar ve o günden bu yana yeni donanma edindiler.

1993 yılında, artık sınırları küçülen Danimarka yine bir Krallık olup, Avrupa'nın demokrasiyle yönetilen ve refah düzeyi en yüksek ülkelerinden biriydi. Bir gün, Danimarka Kraliçesi İkinci Margrethe, üzerinde Kraliyet Orman İşletmesi yazılı bir mektubu açıp okuyunca neye uğradığını şaşırdı. Mektupta: "Haşmetmaap, Kraliyet Donanması'nın yapımı için emretmiş olduğunuz meşe ormanı hazır olup, ağaçlar yeterince büyümüştür. Kesilmeleri için yüksek emrinizi bekliyoruz..." yazıyordu. Danimarka Kraliçesi, meşeleri kestirmedi tabii. Olay basına yansıdı ve tüm Danimarka eğlendi. Meşe ağaçlarının 186 yıl önceki ekilme emrini kuşaktan kuşağa devralan ve amacını unutmayan sonuncu Kraliyet Ormanları İdarecisi, güçlü belleğinden ötürü kutlandı ve: "Meşeleri kesip, donanma tahtaları hazır da diyebilirdi. İyi ki tereddüt etmiş, emir beklemiş!" denildi. Orman, artık halk arasında 'Kraliyet Donanması Ormanı' diye anılarak, iki yüz yıllık ağaçların daha çok ömür sürecekleri ve Danimarkalıların ulu gölgelerinde gezindikleri görkemli bir mesire (Hakkı Hocam'ım kulakları çınlasın, 'yeri' demiyorum).

Danimarkalı dostum Peter Bramsen'in gülerek anlattığı bu olay, beni çok düşündürdü. Arap uygarlığının, İspanya'nın Granada tepelerinde inşa ettiği güzelim Alhambra saraylarına ve bahçelerine gitti aklım. Alhambra, beni en çok etkileyen mimari harikalardan biri. Ancak, Arapların bu sarayları inşa ettikleri tuğlaları imal edebilmek için, beş yüz yıl önce ormanlarla kaplı Güney İspanya'daki tüm ağaçları tuğla ocaklarında yaktıklarını ve yerine hiç yeni orman yetiştirmeye kalkmadıklarını da biliyordum. İspanya'nın güneyinde artık orman yok. Yalnızca narenciye bahçeleri var. Sonra, Osmanlı İmparatorluğu'ndan bize hangi ormanın kaldığını düşündüm. Bırakın Osmanlı'nın ekmediği ormanı, acaba Atatürk'ün ektirdiği ormanları bile yaşatabilecek miydik iki yüz yıl daha?

İşte Batı ile Doğu arasındaki 'sürekli' büyüklük farkı. Ve işte bu yüzden küçücük Avrupa ülkeleri bize akıl öğretip parmak sallayabiliyorlar.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1