Yeni yıl, Türkiye’ye girerken...
Radikal · 31 Aralık 1997
Kimilerinin yeni yıla girerken, yeni yılın da kimilerine girmeye hazırlandığı sıfırıncı saate birkaç kala, ömrümdeki hangi yılbaşının en eğlenceli, en mutlu, en umutlu olduğunu düşündüm. Aradım, taradım, istedim ki geçmişimde kalan bir yılbaşı da yaşantımda kilometre taşı olmuş olsun. Bulamadım. Demek ki yokmuş. Bu kez en mutsuz, en umutsuz, en heyecansız yılbaşımın peşine düştü belleğim. Hemen çıktı karşıma, tüm yılbaşlarında çıkageldiği gibi. Çünkü hiç unutmamıştım.
Anıdan çok bir imgeydi bu. Bir yansıma daha doğrusu. Yaşım kaçtı, bilmiyorum. Ama küçücüktüm, eminim. Niye ve hangi olaya bağlı olarak mutsuz kabul etmiştim o yılbaşını, artık anımsamıyorum. Ama saatlerin sıfırlandığı, ışıkların söndürüldüğü an, kocaman bir aynanın karanlığında kendi kendime gülümsediğimi hatırlıyorum. Öylesine hatırlıyorum ki, çocuk gözlerimi görüyorum aynanın içinde, bir maskenin sırıtışını andıran gülümseyişimle birlikte.
Yaşadığı kederin taze yıla bulaşmasından korkan bir çocuğun, kötülükleri kovmak isteyen gülücüğü. O günden sonra nedense, bütün yılbaşılarım üzüntülü olmasa bile hep sıkıntılı geçtiler. Zamanla, kendimi teselli için, hiç kimsenin yılbaşlarında eğlenmediğini, herkesin eğlenir gibi yaptığını, hatta yüreklere gizlenmiş sinsi kederleri alkolde boğmak için içtiğini düşünmeye başladım. Herhalde yanılıyorum. Mutlaka vardır bir yerlerde, insanların çok sevinerek girdikleri yeni yıllar.
Ama yüreğinizin bir ucuyla haklı olduğumu düşünüyorsanız eğer, şöyle bir durup, anlamaya çalışalım. Bizim yılbaşlarımızın niçin hep umup, hiç bulamadığımız mutluluk mezarlarıyla doludur? Neden içimizde hep yaşanmamış, köşesinden geçilmiş, ıskalanmış bir anın pişmanlığını taşır? Bu eksiklik ve doyumsuzluk duygusunu, bir çocukluk kederine, tek bir yılbaşının kötü anısına bağlayamayız. Nice acılardan geçmiş, nice kederleri göğüslemişizdir hepimiz.
Sorunun yanıtını son yıllarda bulduğumu sanıyorum.
Yılbaşı ortaklaşa kutlanılması gereken bir gün, tüm dünyanın aynı anda çevirdiği bir zaman şeridi. Doğum günü gibi bir kişiye, düğün gibi iki kişiye ait bir tarih olup arkadaşlarla paylaşılan özgünlüğü ve tekilliği yok. Bayram da değil yılbaşı. Çünkü bir ülkeyi ya da dini kavramaz, bütün dünya ondan bir şeyleri aynı anda beklemekte, bazı şeylerin bir daha yaşanmayacak biçimde değişeceğine inanmaktadır. İyi mi, kötü mü, belirsiz bir geleceğin önünde tüm dünyanın paylaştığı bir ikircik, bir heyecandır her yılbaşı.
Dünyayı kucaklayamayız. Ama içinde yaşadığımız toplumu mecburen kucaklarız. Çünkü ayrışamayız. Ben inanıyorum ki, ülke olarak, toplum olarak, bir umudu, değişimi, yeniliği paylaşanlar, yılbaşlarını çok mutlu geçirirler. İspanya Avrupa Birliği'ne kabul edildiği yıl, hiç eğlenmedikleri kadar eğlendiler insanlar Madrid sokaklarında, bunu gördüm ben. Söylediler, biliyorum, bir başka türlü olmuş 1982'yi 83'e bağlayan yılbaşı İtalya'da. Çünkü İtalya dünya şampiyonuymuş futbolda. Alman halkı, hiç kutlamadığı biçimde kutlamış ve coşmuştu Berlin duvarının yıkıldığı yılbaşında.
Demem o ki, yılbaşı özel bir zamandır. Toplumca paylaşmıyorsanız eğer ortak bir heyecanı, kişisel çabalarınızla, yapay eğlencelerle estiremezsiniz üstünüze, geleceğe doğru esen umut rüzgârını.
Hiçbir şeyi değiştirmeyen bir yıl daha geride bıraktı, bugün Türkiye'yi. Ülkemize girecek yeni yıl, hepimize kutlu olsun
