Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Evet Z. Temizel, ama..

Milliyet · 23 Şubat 1998

FRANSA'da yaşayan Türklerin, ana dillerinin Türkçe olması kadar, bir başka ortak yönleri daha var: Hemen hepsinin vergicilerle başlar dertte.

Anayurtlarında vergi kavramını yaşamamış olan insanlar, "bir şey olmaz" zihniyetiyle kayaya çarpıyorlar.

Yanlış anlaşılmasın, bu insanlar Türkiye'de vergi ödemişlerdir. Hatta devlet, kazançları daha ellerine geçmeden onların gelirlerinin bir bölümünü almıştır.

Ama Türkiye'de verginin, yağlı parçası olan ücretliler, vergi verdiklerini hem bilirler, hem de bilmezler. Çünkü onlar yalnızca net gelirlerini bilirler, her ay önlerine gelen, kesinti bordrolarına içleri yanarak baksalar bile...

Hiç unutmuyorum, yıllar önce, Cumhuriyet'te de birlikte çalıştığım Oktay Akbal, elindeki zarfın üstündeki rakamlara bakıp da, kesintilerin net ücretten fazla olduğunu görünce içini çekip şöyle demişti:

- Keşke neti devlet alsa da, kesintiler bana kalsa.

Türkiye'de ücretlinin dışında çoğunluk vergi ödemediğinden ya da gelirine oranla komik bir miktar verdiğinden, vergi bilinci yoktur.

Burada bir yanlış anlamayı daha ortadan kaldırmak gerek. Komet, Mine G. Kırıkkanat, Selçuk Demirel gibi, sanatçı ve yazarlarımızın üstüne giden Fransız vergicileri de, her zaman haklı değiller.

Örneğin Komet'ten Türkiye'de sattığı, hatta belki de orada meydana getirdiği tablolar için bile vergi istiyorlar ve biraz da metazoriyle kimi zaman almayı beceriyorlar da.

Mine G.'nin durumu da aynı, elinde Türkiye Maliye Bakanlığı'nın kazancının Türkiye'de vergilendirildiğine dair bir belge ve de Fransız Dışişleri Bakanlığı'nın, Milliyet muharibiri olarak kazancının vergi dışında olduğunu belirten bir yazı bulunmasına karşın, vergicilere dert anlatamadığından şimdi, yargı yoluna başvurmak zorunda kalmış.

Allah'a şüküdür Türkiye'de böyle bir şey yok. Ücretli değilsen vergi ödemek zorunluluğun da yok demektir. Kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına alacak yöntemleri bu iktidarın geliştireceğini sanmak da safdillik. Türkiye'de sistem, bordro mahkumları dışındakilerin vergi ödememesini teşvik ediyor.

Bununla da yetinilmiyor, üretim yerine avantaja daha cazip kılınıyor, talanın önüne engel konulmuyor.

Ve 40 milyon dolayında seçmeni olduğu halde, bunun 1/5'i kadar vergi mükellefi ancak bulunan bir ülkede demokrasi biraz da bu yüzden hep aksak gidiyor.

Bu yüzden yeni vergi yasasını, canla başla savunan ismiyle müsemma Zekeriya Temizel'in, çabalarına destek olmak zorundayız.

Türkiye kısır döngüden kurtulmak için, vergi mevzuatını düzenlemek zorunda.

Repodan, faiz gelirinden, borsadan para kazananları vergilendirmek doğru bir davranış.

Sayın Temizel'in yaptığı hesap yerindedir. Avantadan büyük paralar kazanan 76 bin kişinin feryadına kulak asmayıp, vergi uygulamasını başlatmak doğrudur.

Burada Sayın Temizel'e evet diyoruz.

Ancak bu "evet"in bir de "ama"sı var. Sayın Temizel, emekçilerin yardım sandıklarından ve hayat sigortalarından, elde edecekleri gelirleri de vergilendirerek, yıllar yılı devlete gelir sağlama yükünü sırtında taşımış insanların, daha önce alınteriyle kazandıkları ve zaten vergilendirilmiş olan kazançlarını bir kez daha vergilendirmeye kalkarsa, devlete hiç vergi ödemeyenlere kıyasla, emekçileri bir kez daha cezalandırmış olmaz mı?

Şimdiye dek, hep kör tuttuğunu öper sistemi vergilendirmenin mağduru olmuş olan bu insanlara yeni bir yük daha bindirmek, isyan duygularını kabartmaz mı?

Ne dersiniz Sayın Temizel?

[Fotoğraf altyazısı: ALİ SİRMEN]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1