Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Hak, haksızlık ve Kıbrıs

Radikal · 3 Nisan 1998

Türkiye ve Yunanistan, insan malzemesi açısından birbirine çok benzeyen düşman kardeşlerdir. Yunanistan'da Türkleri seven de vardır, sevmeyen de. Bizde de öyle. Özellikle Anadolu'dan sürdüğümüz Rumlara, Yunanistan'da Yunanlılar tarafından yapılan eziyeti, Kuzey Yunanistan'daki Türk azınlığın çektiklerini bilirim ve salt onlar için iki ülkenin yakınlaşmasını ister, yapay anlaşmazlıkların üstesinden gelinmesini dilerim hep. Yunanlı politikacıların, örneğin bir Pangalos'un ne denli abuk sabuk bir ırkçı olduğunu görmemek için kör olmak gerek. Ancak Kıbrıs sorununda, Türkiye'nin gerçek amacını, ne yapmak istediğini de bugüne değin, anlayabilmiş değilim. Zamanında adanın Kuzey'inin tarafımızdan işgali ne kadar haklıysa, bugün gelinen noktada yeni bir değerlendirmenin gerekli olduğuna da o denli inanıyorum. Örneğin, çok aptal olduğum için herhalde, Güney Kıbrıs'ın AB'ye adaylığından, Rum politikacıların tüm hilebazlığına rağmen niçin yararlanmadığımızı kavrayamıyorum. Evet, Güney Kıbrıs bugün AB'ye tam üyelik görüşmelerine başlayabilecek düzeyde bir ekonomi sahibiyse eğer, bu varsıllığı yıllarca yararlandığı ve artık temizlediği kaçakçılığa borçlu. Ancak Kuzey Kıbrıs kara para aklama merkezi değil mi? Kumarhane, kaçakçılık, hatta bozkurt mafyasının cenneti değil mi?

Avrupa, Güney Kıbrıs'ın üyelik görüşmelerine Kuzey Kıbrıs'ı da davet etti. Türkiye destekli Rauf Denktaş ise, yok devletti, yok toplumdu diyerek her zaman olduğu gibi yalnız kendi koyduğu koşulların kafesinde, inadım inat demeye devam ediyor. Acaba diyorum, öyle ya da böyle biçimde Kuzey Kıbrıs da AB görüşmelerine katılsa, Türkiye'ye yönelik Rus roketlerinden PKK kamplarına varıncaya kadar tüm sorunlar, ortak bir üyeliğin şemsiyesinde çözüme doğru tartışmaya açılamaz mıydı? Bana öyle geliyor ki, Türk tarafı AB'ye 'Türkiye olmazsa olmaz' dayatmasıyla Kuzey Kıbrıs'ta çözümsüzlük istiyor aslında. Peki niçin bu çözümsüzlüğü ve sonunda Türkiye'ye bağlanmakla sonuçlanacak yolu tercih ediyor acaba? KKTC, AB'nin bir parçası olsa Türkiye de ucundan yamacından girdi anlamına gelmez miydi? Niçin hep, yüzde yüz haklı olduğumuzu düşünüyoruz? Neden yalnız biz bize hak veriyoruz ve bu kadar yalnızız haklılığımız konusunda.

Yoksa KKTC, AB'nin denetimine girerse Asil Nadir gibilerinin İngiltere'ye falan iade edilmesinden mi korkuluyor? Yoksa kara para aklama mekanizmasının durdurulacağından, Bozkurt mafyasının yuvadan kovulacağından mı? KKTC'nin hem Türkiye hem ayrı bir devlet gibi olmasından, Rum kesimiyle birlikte AB'ye girmemesinden kimlerin çıkarı var? Otuz yıldır yapay solunum sistemine bağlı olarak yaşatılan ve Türkiye'ye çok ağır faturalara mal olan bu kukla devleti bize milli sorun diye yutturmak niye