Bayramlık
Radikal · 8 Nisan 1998
T üm dini bayramlarda olduğu gibi dün yine kilitlendi telefonlar. Fransa'dan Türkiye'yi arayan kişiye çelik gibi sinirler ve: "Bütün hatlar doludur, daha sonra yine deneyiniz," diyen Fransız hanımın madeni sesini yalancı çıkarmak için, Parisİstanbul arası uçuş süresi olan üç saatlik bir sabırla, tekrar tekrar çevirmek gerekiyordu. Anlaşılan, dünyanın dört bir yanından Türkler, birbirlerinin bayramlarını kutluyorlardı. Demek ki bayramlar, önemliydi aile ilişkilerimiz açısından. Analarımızı, babalarımızı, amcalarımızı, teyzelerimizi arıyorduk. Peki ama, bunca önemliyse yakınlarımızın bayramlarını kutlamak, neden hepimiz bir yerlerdeydik? Niye büyüklerimizin ellerini öpmeye gitmek yerine, bayram yerine tatil yapmayı tercih ve telefonla idare ediyorduk? Biliyorum, herkes tatile çıkmadı. Ailesinin yanına dönenler, ya da evlerinde kalıp bayram ziyaretleri yapanlar da var.
Belki yanılıyorum, ama evinden uzakta öğrenim gören öğrencileri, başka kentlerde çalışan kişileri saymazsak eğer, bayramı bulundukları kentlerde geçirenleri birkaç istisna dışında iki sınıfa ayırabiliriz: tatile çıkacak parası olmayanlar ve geleneklere, göreneklere değer veren, kurban kesen inançlılar. Kurbanla, inançla, gelenek ve göreneklerle pek ilgisi olmayanların, bir telefonla da olsa bayramla bağlantı kurmaları ve büsbütün boş verememeleri ilginçtir ayrıca.
Türk dini bayramlarında yaşanan bu ulusal ve uluslararası trafik, ülkemizdeki laik ve dinci kesimin, değerler açısından da birbirlerinden ne kadar uzaklaştıklarını gösteriyor aslında. Ülkemizde azımsanmayacak sayıda insan, ait oldukları toplumun ortak değerlerine, yemeğine, müziğine, geleneğine ve göreneğine sırt çevirip bulundukları yeri terk etmeden ya da fırsatını buldukça terk ederek, yabancı kültürlerin yemekleri, müzikleri, gelenekleri ve görenekleriyle yaşıyorlar. Üstelik toplumsal benliğe yabancılaşma demek olan ortak değerleri ret sürecinde, dinsiz ve imansız bile değiller. Aynı kesim, başı sıkışınca adaklar adıyor, kurbanlar kesiyor, başı sıkışmadıkça da bayramları bir telefonla savuşturuyor. Bu bir eleştiri değildir. Kendimin de dahil olduğu bir ortak kültürden kopuşun saptamasını yapmaya çalışıyorum bu satırlarla.
Toplumlardaki tüm yeni ve yabancı etkiler, tepkileri de birlikte getirirler. Diyorum ki, acaba Türkiye'de son otuz yılda yaşanan tutucu kesim artışında, bu kesimin karşısındaki grubun ortak kültürümüzü oluşturan değerlerden kopuşunun etkisi yok mudur? Yani biz ipleri bırakınca, tutucular da aşırı tutucu olmak zorunda kalmadılar mı? Ortak değerlerimize sırt çevirerek, birilerinin o ortak değerlere sarılmasına, sahiplenmesine, korumasına yol açmadık mı.
Kan görmeye dayanamayan biri olarak, en sevmediğim bayramdır Kurban Bayramı. Ancak bunca yıldır, vahşet karşıtı olan bizler, bayramlardan istifa etmek yerine, başka türde bir kutlama, bir sevinç, toplumsal bir gösteri biçemi geliştirebilseydik eğer, belki de bir bayramı yurt çapında bir mezbaha olmaktan kurtarabilirdik, diye düşünüyorum