Tarihte bugün
Radikal · 10 Mayıs 1998
10 Mayıs 1968 akşamı, Fransız tarihine 'Barikatlar Gecesi' olarak geçmiştir ve '68 ayaklanmasının doruk noktasıdır. Beş gün sonra hükümet öğrenci isteklerine boyun eğmiş, General De Gaulle iktidarının sonu başlamış ve ülkede yeni bir sayfa açılmıştır. 6 Mayıs günü polisle çarpışan öğrenciler arasında 800 kişinin yaralanması; 8 Mayıs günü, 30 bin öğrencinin Champs Elysees Caddesi'ni 'Enternasyonal' söyleyerek kat edip, ünlü Fouquet restoranının önüne siyah bayraklar, Zafer Anıtı'nın üstüne kızıl bayraklar çekmesini önleyememişti. 10 Mayıs sabahı, Sorbonne Üniversitesi'ni çevreleyen sokaklara iki metre yükseklikte onlarca barikat kurulduğunu gören Paris Emniyet Müdürü Grimaud, İçişleri Bakanı Fouchet'nin odasında: "İnanılmaz bir görüntü sayın bakanım! Bu bir Paris Komünü!" diye bağırıyor, bakan ise: "Daha değil. Ama isyan başladı," diyordu. Öğleden sonra, çatışmaya hazırlanan öğrencilere karşı polise 'Dağıt!' emri verildi. Ama polisler yalnızca cop ve göz yaşartıcı bombalarla silahlıydı. Tek korkuları, öğrencilerin arasına Occident grubu üyelerinin sızıp, birinin silah patlatması, kışkırtıcılık yapmasıydı. Onlar da öğrencilerin arasına sızmışlar, ancak provokasyon yapmaya değil, silah çekebilecek provokatörleri engellemeye çalışıyorlardı. Saat 21 sularında polis,
2 bin öğrencinin ortadan kaybolduğunu fark etti. Arnavut kaldırımları sökülüp üst üste yığılarak yapılan ve dikenli tellerle çevrili barikatların arkasında, durum sakin görünüyordu. Güvenlik güçleri, "Büyükler gidip yattı herhalde, dağıtalım mı, dağıtmayalım mı?" diye tartışırken, kafalarına çevre binalardan mancınık topu gibi kaldırım taşları yağmaya başladı. 'Büyükler' uyumaya çekilmemişler, çatılarda mevzilenmişlerdi ve çatışmaya kararlıydılar. Ortalık bir anda cehenneme döndü. Tüm sokaklar savaş alanıydı. Öğrencilerin ve attıkları taşların tam sayısı bilinmiyor. Ancak 10 bin polis, üç saat içinde 5 bin göz yaşartıcı bomba attı barikatların gerisine. Emir kesindi, elden geldiğince göğüs göğüse çarpışmaktan kaçınıyor, ancak ciğerleri dumandan yanıp kaçanları tek tek coplayıp topluyorlardı. Çatıdakiler taş hücumlarını sürdürürken, göz yaşartıcı bombalardan etkilenen barikattakiler umulandan fazla dayandılar. Kafalarına inşaat şapkaları geçirmişler, yüzlerine limon suyuna batırılmış maskeler takmışlardı ve iki hamle arasında, birbirlerinin gözlerine karbonatlı su sıkarak idare ediyorlardı. Sabaha kadar süren çatışmalarda, öğrencilere beklenmedik bir destek, çevre apartmanlardaki halktan geldi. İnsanlar, balkonlara hortumla, kovayla su taşıyor ve göz yaşartıcı bombaların etkisini, yani dumanı dağıtmak üzere sokakları suluyorlardı. Paris'in üstüne doğan güneş, alev alev yanan polis arabalarını, camı çerçevesi kalmayan dükkânları, yaralıların taşındığı beyaz sedyeleri, kör topal geri çekilen sırılsıklam öğrencileri ve... barikatların hakkından gelen, sarı renkli, Scrappers marka üç adet dev buldozeri aydınlatıyordu. O gün bugündür Paris'te hiçbir sokak Arnavut kaldırımı değildir artık.
Daha önce de yazdım, 10 Mayıs 1968 gecesi bilançosunda 2 bin yaralı vardı ama, ölen olmadı. Asker, kışlasından çıkmadı. Bir ay süren sokak çatışmalarında yalnızca üç kişi öldü ve hiçbiri polis kurşunuyla değildi. Böyle bir ayaklanmanın, yalnızca bir gün süreyle, Türkiye'de yaşandığını düşünün. Hükümet düşmezdi de; kaç genç, kaç polis ölürdü ve ordu, kışlasında kalır mıydı acaba?