Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Tanrıçalar kenti

Radikal · 18 Mayıs 1998

Tarihte büyük uygarlıkların kesiştiği tüm kentlerin birer simgesi vardır. Paris'in simgesi latin yelkenlisi, Madrid'in arması kızılcık ağacına doğru uzanan ayı motifi, Berlin'inki düpedüz bir ayıdır; New York, elmayla temsil edilir. İstanbul, zamanla gecekondulaştığından olsa gerek, sık simge değiştirir, kimi kez lale, kimi kez cami minareleridir, ama bu motifler toplumsal belleğe yerleşmemiştir ve tarihte, İstanbul'u tarif eden bir imge var idiyse, cahilliğime verin, ben bilmiyorum. Yunan, Bizans, Roma ve İspanyol uygarlıklarının kavşağı Sirakusa'nın simgesi, gördüklerimin en ilginci. Bir kadın başında birleşen üç kadın bacağı, Milattan 734 yıl önce kurulan kentin koruyucusu, tanrıça Artemis ile Sirakusa'da aşk öyküleri yaşayıp tanrılaşan Ciane ve Arethusa'yı simgeliyor. Avcı Artemis'in ne iş tuttuğunu biliyoruz. Ama Ciane, mitolojide bir nimfeymiş, Annapo adlı yarı tanrıya aşık olmuş. Ancak savaş tanrısı Hades, iki sevgilinin birleşmesini engellemiş. Ciane, aşığı Annapo'yu arayabilmek için su olup akmış. Annapo da ciğerinin köşesini izleyebilmek için suya dönüşünce, iki sevgili ırmaklaşıp denizde kavuşmuşlar. Bugün Ciane, kaynağından öteye bir papirüs ormanını sulayan ırmağın adı. Annapo da önemli bir nehir. İkisinin de kaynağı kurumadığına göre, aşkları sürüyor demektir. Papirüs bitkisinin özelliği, yalnızca çok temiz ve tatlı suda yaşaması. Sirukusa'da papirüs hep var mıydı, yoksa Mısır'dan mı getirilip ekildi, bilinmiyor. Ancak bir papirüs enstitüsü var ve aynı Mısır'daki zanaat tekniğiyle kâğıt yapılıyor. Kentin üçüncü kadın bacağı Arethusa'nın öyküsü de pek hoş. Bu hanım da bir nimfeymiş. Kendisine aşık olan ırmak tanrısı Alpheo'nun 'emellerine' karşı direnmiş. Irmak tanrısının tacizinden kurtulamayınca kendisini denize atıvermiş. Ancak kovalamacayı seyreden tanrıça Artemis, kızcağıza acımış ve Arethusa'yı tatlı su kaynağına dönüştürüp Ortigia'ya dönmesini sağlamış. Halen Arethusa, kentin tarihsel merkezinde ve deniz kıyısında, tatlı su balıklarının kaynadığı, kuğuların ve ördeklerin yüzdüğü, papirüs sazlarının salındığı ve çevre düzenlemesi ünlü mimar Moschetti tarafından yapılan fıkır fıkır bir havuzun adı. Arethusa Çeşmesi diye anılan kaynak, Ortigia'nın göz bebeği. Dostum Lia, Sirakusa'ya hasret kalan göçmenlerin düşlerine girdiğini anlattı bu çeşmenin. Kaynağı çevreleyen ağaçlı yolları, heykelleri ve duvarları görerek büyüyen çocukların Arethusa'yı özlememesi, gerçekten olanaksız.

Bugünkü Sirakusa'nın antik çağı Ortigia, Akdeniz'e uzanan bir yarımada. Öylesine romantik bir yer ki, Teokrites'e 'idil' adı verilen öyküleri esinlemiş. Bunlardan biri, Ortigia'da düzenlenen 'öpücük yarışması' üstüne. Kentin tüm delikanlıları her yıl seçilen genç bir Adonis'i, tek tek dudaklarından öperlermiş. Gün bitiminde aldığı öpücüklerden bitap düşen yakışıklı Adonis, sonunda en iyi öpen delikanlıyı 'şampiyon' seçermiş.

Sirakusa'nın delikanlıları pek yakışıklı, kızları pek güzel. Artık öpücük yarışması yapılmasa da, Ortigia surlarını döven Akdeniz dalgaları önünde birbirleriyle sarmaş dolaş, inanılmaz uzunlukta öpücükler alıp veriyorlar. Ortigia'nın tanrıça Artemis'e emanet edilmişliği, boşuna değil. Çünkü Artemis'in kardeşi, çapkın Apollon. Ortigia'da, Apollon tapınağı var. Bu kenti görüp yaşayınca biraz, insanın çok tanrılı dinleri özleyesi geliyor. Çünkü en güzel aşk öyküleri, tanrılar ve tanrıçalar arasında yaşananlar.