Dış güçler ve ılımlı İslamiyet
Radikal · 22 Mayıs 1998
Türkiye'nin siyasal geleceği üzerine kafa yoran insanları son günlerde bitap düşüren en önemli konunun, 'ılımlı İslamiyet' olduğunu fark ettim. Ülkenin sözüm ona laik partilerinin, politika üretmekten çok politika tükettikleri Türkiye'de, alınmış gibi görünen tüm yapay önlemlere ve harcanmış gibi yapılan tüm çabalara rağmen, bu gidişin RP ya da FP gibi partilerin iktidara gelmesiyle sonuçlanacağını gören pratik insanlar, 'Bari ılımlı olsun' arayışına girdiler. Ancak ararken ne bulacaklarına da emin değiller. Ve ötekilerden daha akıllı berikiler, 'Arıyoruz ama, acaba ılımlı İslam diye bir şey var mı?' sorusunu soruyorlar kendilerine. Soru doğrudur. Bendeniz ne Türkiye, ne de başka bir ülkede, ılımlı ya da sert, hiçbir dinin 'toplumsal' olmasından yana değilim. İnancın ya da inançsızlığın, 21. yüzyılın eşiğinde artık 'bireysel' bir sorun kalması gerektiğini düşünüyorum. Fakat hayal gördüğümü de biliyorum. Çünkü dünyada İslamiyet'in etkisi artarken diğer dinlerden ellerin armut toplamayacağı, irticanın ve bağnazlığın etki - tepki kuralıyla tüm insanlığı sarmalayacağı açıktır. Dolayısıyla, bir çözüm olarak görmemekle birlikte, merak ettim ve ben de sormaya başladım kendime, 'İslamiyet ılımlı olabilir mi?' diye.
Geçen hafta, 'olabileceğini' anladım. Örneğin, İstanbul Belediye Başkanı ve İslamiyetçi FP'li Tayyip Erdoğan'ın oğlu (adı o kadar az geçti ki, unuttum) Türkiye'nin yetiştirdiği o güzelim sesi son model arabasının beygirlerini kişneterek susturduğunda, Sevim Tanürek'i ezip geçtiğinde, 'ılımlı bir İslamiyet' modelini yaşadık. Basın, büyük anlayış gösterdi, olayı büyütmedi. Oğlanın üstüne gitmedi, peşine paparazziler takmadı vs. 'Olur böyle şeyler' türünde insancıl bir yaklaşım sergilenen bu tutumda, Tarkan, Sibele Ban, Hande Yatakizi gibi birisinin değil de, Sevim Tanürek'in ezilmesinin mi payı var, yoksa Tayyip Erdoğan'ın hışmından mı korkuluyor, bilemedim. Bildiğim, çok sevdiğim bir sanatçının yaşamına mal olsa da, bu kaza sayesinde Türkiye'de 'Ilımlı İslamiyet'in var olduğu ortaya çıktı. Çünkü böyle bir kaza, İran'da olsaydı sevgili okurlar, bu ülkenin 'İslami Ceza Yasası'nın 300. maddesine göre, Erdoğan ailesi, oğlunun çarptırıldığı hapis cezasından ya da yediği kırbaçlardan başka, Tanürek'in ailesine maktulenin 'diyet'ini, yani kan bedelini ödemek zorunda kalacaktı. İran'da kan bedeli kaç para bilmiyorum. Ama 74 kırbaç cezasının 5 bin ila 50 bin Tuman arasında paraya çevrildiği düşünülecek olursa, çok ucuz olmasa gerek. Oysa Türkiye'de Erdoğan'ın oğluna basın anlayışlı davrandı, mahkemelerin de insafsız olmayacağına eminim, demek ki biz, aslında 'ılımlı İslamiyet'i' çoktan gerçekleştirmişiz! Laf olsun, torba dolsun diye aramayı sürdürüyoruz.
Hani Türkiye'nin gündeminden düşmeyen ve her türlü belada parmağı aranan 'dış güçler' var ya? Nedense onlardan bir tanesi, kimileri için nur, kimileri için nar tanesi ya da kâr hanesi ABD, Türkiye tavlasında zarlarını, 'Ilımlı İslam'dan yana attı. Bugün FP'nin ılımanlaşma çabalarının ardında ABD'nin bu eğilimi var. Fethullah Gülen'in arkasında da. Gülen taraftarlarının, aynı zamanda ABD hayranı olmaları bir raslantı değil, sevgili okurlar. ABD'nin Türkiye'yi 'Bir devlet ılımlı İslamiyet'le yönetilebilir mi, bilemez mi?' deneyine laboratuvar seçtiği kesin. Ancak Amerika, niçin böyle bir seçim yaptı? Can alıcı soru bu. Yarın, işte bu sorunun yanıtını vereceğim. Radikal Ekonomi Servisi'nin verdiği bilgilerden yola çıkarak keşfettiğim gerçek, sizi de şaşırtacak, eminim.