American way, moderate Islam
Radikal · 24 Mayıs 1998
Amerika Birleşik Devletleri'nin, ekonomik üstünlüğünü ve kendi koyduğu piyasa kurallarını dünyaya egemen kılmak yolunda ezelden beri izlediği politika, 'Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın' felsefesiyle özetlenebilir. Latin Amerika ülkelerinde iktidara vidaladığı faşist rejimlerin çizmesi altında inim inim inleyen halklar, en iyi partneri olan Suudi Arabistan'da recmedilerek, linç edilerek, kafaları kesilerek öldürülen insanlar, bu gibi ülkeler kendisiyle iyi ticari ilişkilerini sürdürdüğü sürece ABD'yi hiç rahatsız etmemektedir. Aynı mantıkla, şemsiyesi altındaki Müslüman uydularında şeriatçıların çıkışına destek vermiş ve köktendincileri daha işbaşına gelmeden yemlemiştir. RP kurmaylarının, ABD ziyaretlerinde pek güzel ağırlanmaları, karşılanmaları bundandır. Amerikalılar, 'Güzel güzel işimizi görürsek, ister laik olsun, ister şeriatçı, değişen siyasal dengeler bizi rahatsız etmez' mesajını vermiştir Türkiye'ye. Hatta RP kapatıldığında parmak sallaması, cık cık yapması bu tezgâhın gereğidir. Tansu Çiller, RP ile koalisyonu ABD'nin inayetiyle yaptı. Fakat ordunun gösterdiği tepki sonucu Amerika, yanlış ata oynamamakla birlikte yarışı belki de kazanamayacağını anladı. Üstelik RP'yi iktidar yapmakta kullandığı Çiller'in foyası ortaya dökülmüş, yarışta şike yapıldığı anlaşılmıştı. Öte yandan, kifayetsiz laik politikacıların elindeki Türkiye'nin hızla 'dinci' ivmeye girdiğini de görüyordu Amerikalılar. Ülkenin sosyolojik gidişiyle, ordunun bu yoldaki direnişi arasında sıkıştılar. Ve orduyu incitmeden, laik cumhuriyete saygılı görünen bir 'ılımlı İslamiyet'i desteklemeye karar verdiler. İşte FP'nin anladığı ve yeni yapılanmasında kendine ölçü aldığı Amerikan gerçeği budur. Fethullah Gülen ise, eski Sovyet cumhuriyetlerinde komünizmin yeniden şahlanmasını önlemek için 'İslamcılığı' destekleyen ABD'nin mesajını, herkesten önce almış ve anlamıştı. Ilık ve küçük Müslümanlar yetiştirecek okullarıyla yeni Amerikan politikasına hizmet eden bu adamı, pek sevip tuttu Washington'cular.
Sınırları dışında kalan insan topluluklarının baskı rejimleri altında ezilmesi, kişisel hak ve özgürlüklerin çiğnenmesi, dünyanın hiçbir yerinde umurunda değildir ABD'nin. Cezayir'de FİS'cilerle ilk ilişki kuran, 'dostluk' mesajını ileten Amerika olmuştur. Ülkede insanlar kıtır kıtır kesilir, bombalar patlarken, günde 464 bin 700 varil petrol işlenen Arzev, Skikda gibi dev tesislere tek kurşun isabet etmemiş ve Amerikalı mühendisler yönetiminde tıkır tıkır çalışmaya devam etmektedir bu sayede.
Peki, aslında 'şeriat' kurallarıyla yönetilen İslami devlet biçimine karşı olmayan Amerika, niçin ülkemize 'ılımlı İslamiyet' modelini biçti? Çünkü ABD, Türkiye'de rejimin düpedüz 'şeriat'a dönemeyeceğini anladı. Ama ılımlı İslamiyet'in ne olduğunu kendisi de bilmiyor. Ve laboratuvar olarak, Türkiye çok uygun. Çünkü laiklik prensibini ilk ve tek uygulayan ülke olmuştu. Görmüş geçirmiş bir deney tahtası var, halkı da denekliğe alışık. Ancak, biz Türkler zaten laiklik prensibi çerçevesinde ılımlı İslamiyet'i gerçekleştirmiştik, yaşıyorduk. O zaman şimdi aranan ne? Bana kalırsa, Mustafa Balbay'ın hakkı var: Ilımlı ve sert İslamiyet, aynı istasyona giden iki tren. Biri hızlı, ötekisi yavaş, o kadar. Yani bu işin sonu 'şeriat'. Ancak inanın bana, 'şeriatçı' Amerika'nın kestiği parmak acır. Bu laboratuvardan kirişi kırmanın zamanıdır.