Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Meslekler ve misyonlar

Radikal · 25 Mayıs 1998

Dört çakır keyif, bir masaya çökmüş, geyik muhabbetine dalmış, boynuz parlatıyorlardı. Söz döndü dolaştı, mesleklerin önemine geldi. Geyik doktor, arkaya kaykılıp gururla açıkladı: "Benim mesleğim, en eski meslektir. Sorarım size, Adem'in kürek kemiğinden Havva'yı yaratmak tababet değil de nedir?" Geyik mimar, hararetle itiraz etti: "Ne münasebet? Adem ile Havva'yı dünyaya gönderebilmek için, önce dünyayı kurmak gerekti! Dolayısıyla mimarlık daha önemli ve eski!" Geyik filozof, "Yanılıyorsunuz," diye salladı başını. "Dünyayı kurmadan önce, kaostan bir düşünce üretildi. Dolayısıyla felsefe, tüm mesleklerden daha eski."

Kıs kıs gülen geyik politikacı söze karıştı: "Sizce kaosu kim yarattı peki?"

Dünyanın bazen pek karışık halinden, politikacıları sorumlu tutabilir miyiz bilmiyorum ama; toplumsal kargaşaya çekidüzen verebilmek politika, verememek 'siyasal karışıklık' sayılıyor sevgili okurlar. Bu kapsamda, Türkiye'deki kaosu kesinlikle politikacılara borçlu değiliz. Çünkü bizdeki politikacıların büyük bir bölümü, bunaklıktan mustarip. Hatta bazılarının çok genç oldukları düşünülürse, erken bunamadan söz edilebilir. Ne yaptıklarını bilmiyor ve anımsamıyorlar. Dolayısıyla politika üretmek gibi bir etkinlikleri yok. Eh, ülkemizde siyasal karışıklık da olmadığına göre, ne kurulu düzenden, ne de düzensizlikten sorumlu değiller. Göz göre göre çalıyor, çırpıyor, suçüstü yakalanıyor, daha doğrusu yakalanacağını anlayınca kaçıyor ve sığındıkları yerden haykırıyorlar: 'Ekmek Kur'an çarpsın suçsuzum!'

Uğur Dündar'ın bulup konuştuğu yedek sarışınımız, İstanbul'un Şişli belediyesini şişkebap yapıp yiyen Gülay Aslıtürk, Amerika'lardan bas bas bağırıyor: 'Kaçmadım!' Kaçmış sayılmak için hangi gezegene gitmek gerekir, gıyabi tutuklu Gülay Hanım ABD'yi Türkiye sınırları içinde mi sanıyor, belli değil. Ama ortada bir erken bunama olduğu kesin. Üstelik bu hastalığın pençesine düşen politikacılarımız, yalnızca Gülay Hanım'la sınırlı değil. Bir zamanlar kendisini laiklik kalecisi ilan eden asıl sarışınımız, örtündü, oruç tuttu, ilahiler okuyor şimdilerde. Zaten şeriatçılarımız da cumhuriyetçi ve laik kesildiler son günlerde. Sizin anlayacağınız, Türkiye'deki politikacıların söylemini anlayabilmek için, mantığı ters işletmek gerekiyor. Adam yemin billah demokratım mı diyor? Bilin ki faşisttir. Laik olduğunu mu ilan ediyor? Şeriatçıdır. Kimse şeriatçıyım diye ortaya çıkmadığına göre, şeriatçılığın arkasında başka şey aramak da gerekmiyor.

Ama bu kaosta, söylemiyle eylemi ötekilere benzese de, kendine biçtiği misyona sadık tek partiden söz edilebilir. Fazilet Partisi. Doğrusu çok takdir etmeye başladım. Çünkü Fazilet Partisi, son olarak saflarına önemli bir politikacıyı, Nazlı Ilıcak'ı kattı. Bu hanımcağıza ve daha bir sürü benzerine, hiç 'gazeteci' demek gelmez benim içimden. Çünkü, tıpkı söyleminin tersini eyleme döken politikacılar gibidirler ve gazetecilik dışında her şeyi yaparlar. Ancak, Nazlı Ilıcak'ın sonunda FP'ye transferini çok uygun ve doğru buluyorum. Taa Milli Selamet günlerinden bu yana, eski dansözleri, seks filmleri yıldızlarını, iç gıcıklayıcı çamaşır teşhir ederek ünlenen mankenleri, saçlarını sefahat alemlerinde ağartan şarkıcıları imana getirmekle tanınan eski RP, yeni FP, Nazlı Ilıcak ile kendine biçtiği misyonu bir kez daha doldurdu.

Artık varın, 'Fazilet' söylemiyle ortaya çıkan bu bunaklığın gerisinde ne bulunduğunu siz anlayın.