Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Soykırım

Radikal · 27 Mayıs 1998

Değişik uygarlıkların üzerinden ırmaklar gibi akıp gittiği, suları yön değiştirse ve kurusa bile, her yitip giden uygarlık ırmağının bir sonrakine yatağını, izini, elediği kumu, yonttuğu taşı bıraktığı toprakların, sınırı hiç değişmeyecek gibi duran ülkelerin; aslında "miras demiş, sende de kalayım biraz" türünden sahip değiştirebileceğini bilirim. Türkiye sınırları içinde kalan topraklar, yedi yüzyıldan beri bizim vatanımız. Bir o kadar daha sürebilmesi için sahipliğimizin, elbette elimizden geleni yapacağız. Ancak 1400 yıl, nedir ki yeryüzünün milyonlarca yıllık geçmişi, bir o kadar da kalan ömrü içinde? El Pais gazetesinin yazıişleri müdürü, sapına kadar İspanyol ve filozof dostum Miguel Angel Bastenier'nin çok sevdiğim bir saptaması vardır kendi ülke tarihi hakkında. "Araplar, bu topraklarda yedi yüzyıl egemen oldular. Biz beş yüzyıldır egemeniz. Mülkiyet hakkımızda, iki yüzyıllık bir açık var henüz," derdi gülerek. Bu bilgelikten yola çıkarak, çok sevdiğim vatan topraklarımın Türklerden önceki sahiplerine, özellikle de aramızda yaşayan Ermenilere ve Rumlara saygıyla bakmışımdır hep. Hep, bir zamanlar onlar egemendi, şimdi biz. Ama bu topraklar hepimizin ve egemenliği artık bizim diye, biz onlardan daha çok sahibi değiliz. İki bin yıl sonra, başka kavimler çıkıp gelebilir, benim ordularımı yenebilir, hatta savaşa bile gerek kalmadan benim toplumum kendi kendini çökertebilir ve bir gün Türkler de, eski topraklarında, Türkiye'nin Ermeni ya da Rum yurttaşları gibi yaşamaya çalışabilir, diye düşünmüşümdür. Hatta bizden önceki sahiplerinin bu toprakların, zaman zaman benim soyumun egemenliğine başkaldırmış olmasını ve bu isyanların öyle ya da böyle bastırılmışlığını da doğal karşılarım. Çünkü benim soyum da kendi egemenliğini korumak için dövüşmüş ve dövüşecektir. Tarihte, sınırları daima gücü yeten belirler.

Dün Fransız parlamentosu, çoğulcu sol diye adlandırılan iktidarın ana katmanı, Sosyalist Parti Başkanı François Holland, Parlamento Başkanı Laurent Fabius ve eski Kültür Bakanı Jack Lang'ın imzalarını taşıyan bir yasa önerisini görüşmeye başladı. Öneri yasalaştığı takdirde, Fransız devleti 1915 Ermeni soykırımını resmen tanıyacak ve ilerki günlerde, yedekte bekleyen aynı kapsamlı önerilerin daha da ağır maddelerini bu yasaya ekleme yolu açılacak. Ermeni tehcirinin 'soykırım' olarak tanınması, bundan böyle olayların 'soykırım' olmadığını öne süren kişilerin mahkemeye verilebilmesini sağlayacak. Türkiye, Fransız parlamentosunda yıllardır bekleyen bu tür yasa önerilerinin birdenbire gündeme gelmesi karşısında şaşkına döndü. Öyle ya, neden şimdi yeniden ortaya çıktı Ermeni sorunu? Hani Fransa bizim dostumuzdu?

Fransız Ermeni lobisinin parlamentoda başlattığı soykırım çıkarmasında tek etken var, sevgili okurlar. Ermenistan cumhurbaşkanlığına, Türkiye düşmanı Robert Koçaryan'ın seçilmesi. Bu sütunda daha önce, Türkiye'nin, kendisiyle iyi ilişkiler kurmaya çalışan ve tarihsel intikam duygularıyla beslenen Ermeni lobilerini etkisiz hale getiren Levon Ter Petrosyan'a vermediği desteği çok ağır ödeyeceğini yazmıştım. Fransız parlamentosundan çıkacak fatura, bu hesabın yalnızca birinci kalemi. Petrosyan'dan esirgediğimiz destek, Koçaryan'ın elinde bize karşı kösteğe dönüştü. Ve Fransa'dan ABD'ye, bundan böyle yiyeceğimiz her darbeden, Türkiye'nin kifayetsiz politikacıları sorumlu.