Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Sanal bozguna doğru

Radikal · 30 Mayıs 1998

Bir Roma mabedinin görkemi, Yunan tapınağının inceliğini taşıyan, mermer sütunların üstünde heybetle yükselen bina, dünyaya örnek olmuş bir devrimin cumhuriyetini, insanlık tarihinin kallavi demokrasilerinden birini temsil ediyordu. Burası; enti püften, kıçı kırık benzerlerinin yanında, bir ulusun tüm şatafatı ve gururu duvarlarından terleyen, ağzı doldura doldura söylenmesi gereken Fransa parlamentosuydu. Her milletvekili, en az bir üniversite, genelinde birkaç üniversite bitirmiş; kimsenin aklına 'Bu parlamentoya kilise yapalım, ibadet edemiyoruz' diye bir düşünce, hiçbir meclis başkanının fikrine kadrosunu köylüsüyle şişirmek gelmemiş, hiçbir sekreterin tabanca çekip metresi olduğu milletvekiline ateş etmediği, devlet eliyle ya da ayağıyla tutulmuş hiçbir kiralık katilin elini kolunu sallayarak girip kahve sohbeti yapamadığı, zaten milletvekillerinin de tabanca taşımadığı, koskoca, saygın Fransa parlamentosu.

Kürsüdeki kendini bilmez, "Türkiye, Fransa'nın sesini dinlemeli. Bu ses barışın sesidir. Soykırımı tanıyarak, yenilerini yapmaktan korursunuz kendinizi! Örneğin Kürtlere karşı ve Kıbrıs'ta uygulamazsınız!" diye haykırıyor.

Bense, parlamentonun dekorunu seyrediyorum. Kat kat, altın yaldızlı kürsülerin arkasında, tam altı tane heykel var. Dördü küçük, ikisi kocaman, tam altı kadın. Ve İnna binna fesupanallah, çıplak değiller ama, çıplaktan beterler. Mermer mermer, ama yine de meme uçları besbelli. Kalça göbek ortada, omuzlar açık, kimisi adalet asası, kimisi cumhuriyet ağacı, kimisi terazi tutmakta yumuk ellerinde. Tavandaki kocaman FRANSIZ CUMHURİYETİ yazısını, bu avratlar taşıyor omuzlarında. Demek ki Fransız milletvekillerinin aptesi şerbetli. Mahreme bakarak bozulmuyor. Koltuklara bakıyorum, Allah, Allah. Ceylan derisi ve somon rengi değiller. Tam tersine kırmızı kadife kaplı ve ne yüzyıllık tahta sıralar, ne de kumaşları yeni. Peki bu adamlar niye bu kırmızı halı, bu kırmızı koltuklar arasında sinirlenip birbirlerini dövmüyorlar? Oysa aynı kırmızı, benim üstümde etkisini göstermeye başladı. Kürsüye çıkanlar biraz daha küfrederlerse benim devletime, hepsini dövemem ama, şu oturduğum basın tribününden atarım aşağı kendimi, artık kimin kafasına düşersem, üçünü beşini öldürürüm en azından. Vatana canım feda. Ama kimsenin taktığı yok benim fedamı, galiba. Çünkü herifçioğlu, dönüp dönüp çakıyor küfürü. Neymiş? "Fransa 1915 Ermeni soykırımını alenen tanır"mış. Bu işi hiç anlamadım doğrusu. Şimdi yani, Fransa, soykırımı tanıyınca soykırım olmuş mu olacak? Tanımasa, olmamış mı olacak?

Vallahi çok sinirlendim. Şu aşağıda oturan züppelerin, kendilerinin yazmadığı tarihle ne ilgileri var? Bir başka parlamentonun ceylan derisi ve somon renkli koltuklarını düşünerek sakinleşebiliyorum ancak. Öfkemin devamı yarına.