Ve sanal bozgun
Radikal · 31 Mayıs 1998
Türkiye Cumhuriyeti, cuma sabahı saat 10.00'da başlayıp saat 13.00'te sona eren genel taarruz sonunda, Fransız parlamentosunun 577 kırmızı koltuğuna yenildi. Üstelik kırmızı koltukların yalnızca 29'u düşmanla doluydu ve boş koltukların gücü bile hakkımızdan gelmeye yetmişti. Ermeni Soykırımı'nı 'yasallaştıran' dolu koltuklar, parti gruplarını temsil ediyorlar ve her el kaldırışlarında bütün grupların onayını dile getiriyorlardı. Türkiye'nin infiali, Fransa ile Türkiye'nin gerilecek ilişkileri, uğrayacakları kayıplar hiçbirinin umurunda değildi. Onlar da tıpkı Türk meslektaşları gibi, seçim bölgelerini düşünüyorlardı ve tüm seçim bölgeleri içinde, yaranmak istedikleri Ermeni sayısı topu topu 300 bindi. Bu şaşaalı parlamento çatısı altında yerden yere vurulan bir devletin yurttaşı olarak müthiş bir haksızlık duygusu içindeydim. Ancak, yalnızca 300 bin seçmen için vekillerinin nasıl dövüştüğünü görerek gıpta ettim. Fransa parlamentosundaki oturumda bir tek kişi bile çıkıp, "Peki 1915 yılında aynı toprakları kanlarıyla sulayan yüz binlerce Türk ve 1980'lerde öldürülen 37 diplomat için ne düşünmek gerek?" diye sormamıştı.
Hayır, tarihi yargılamak ve yasamak, iki buçuk kendini bilmez Fransız'ın işi değildi, hele hele aynı tarihte düşman olarak benim topraklarımı paylaşmak planları yapan bir devletin parlamentosunda tartışılamazdı bu tarih. Peki o zaman, nerede tartışılabilirdi acaba Ermenilerle ortak tarihimiz?
Türkiye olarak, bugüne değin tarihin tartışılacağı, ölü sayısı şu kadar, bak benim de bu kadar ölüm var, bu iş şöyle şöyle oldu ya da olmadı, diye bir tribün açtık mı biz? Değişik görüş sahibi tarihçileri bir araya getirip tartışmaları ve bir karara varmaları için konferans düzenledik mi Türkiye'de? Hayır. Peki ne yaptık? Devlet eliyle görevlendirilmiş ve daha kalemi eline almadan resmi görüşü savunmaya kararlı kişilere kitaplar yazdırıp dağıttık. Serbest tartışmaya açılmamış bir tez, haklı olsa bile inandırıcı olabilir mi?
Ne yapacağız şimdi yeni ASALA'ları yok etmek için? Yeni Çatlı'lar mı üreteceğiz, yeni çeteler mi kuracağız? Bu tartışmayı, şimdi aciliyet karşısında değil, geride bıraktığımız sükûnet döneminde açsaydık, acaba Fransa parlamentosundaki bu ukalalığa gerek kalır mıydı?
Ulusal onurumuzun ayaklar altına alındığı, sanal bozguna uğradığımız Fransız parlamentosundan çıkarken, Ermeni Soykırımı yasasının mimarlarından Sosyalist Milletvekili Jean Paul Bret'le karşılaştım. Bret efendi, kendisini desteklemeye gelmiş ak saçlı Ermeni seçmenleriyle hatıra fotoğrafı çektiriyordu. Aramızda şöyle bir konuşma geçti: Mösyö Bret, böyle bir yasanın gerekliliğine inanıyorsanız, niye Levon Ter Petrosyan zamanında harekete geçmediniz ve Robert Koçaryan'ı beklediniz? "Çünkü Petrosyan, karşıydı. Son Ermenistan gezimde, Koçaryan destek verdi." Siz emirlerinizi Ermenistan cumhurbaşkanlarından mı alıyorsunuz? (Jean Paul Bret hiç sinirlenmedi. Gerçek bir politikacıydı!) "Yoo. Bu yasa önerisi ve onlarca benzeri, yıllardır uygun zamanı bekliyordu. Şimdi sırasıydı."
Sizin anlayacağınız, sırası gelmişken bazı kararları almasını, bazı tartışmaları açarak bitmelerini sağlamayı bilmeyen Türkiye'ye el uzatmak yerine, çelme takmak zamanı gelmiş bulunuyor, sevgili okurlar. Hem de tüm dünyada. Barış ve savaş zamanını kendisi belirleyemeyen ülkeleri hep başkaları sıraya koyar.