Doğru adres
Radikal · 1 Haziran 1998
Bazı insanların şiddet ve işkenceden içgüdüsel bir zevk alışı, yeni değil. Romalıların sirk oyunları, insanın insana yaptığı işkence ve çektirdiği acının gösteriye dönüştürülmesiyle, şiddet zevkinin topluma aşılanabileceğinin en güzel örneklerinden biridir. Sirakusa'da, garip bir mağara var. "Denys'in Kulakları" diye anılan bu mağaranın ağzı, bir insan kulağının dış görünümünü andırıyor ve içindeki oyuklar, sanki kayadan bir orta kulak anatomisi. Akustik yapısını bu benzerliğe mi borçlu bilmiyorum ama, koca mağaranın içinde oluşan bir fısıltı, dışarıya borazanla bağırılmış gibi yansıyor. Mağaraya, "Denys'in Kulakları" adını, 1588 yılında ünlü ressam Caravage vermiş. Çünkü tarihe meraklı Caravage, bir zamanlar Sirakusa tiranı Denys'in burayı hapishane olarak kullandığını ve akustik özelliği sayesinde mahkûmların aralarında neler konuştuklarını dinlediğini keşfetmiş.
Ancak Sirakusalılar, millattan önce 415 yılında esir aldıkları 7000 Atinalı savaşçıyı bu mağaraya sığdıramamışlar ve tam yanındaki taş ocaklarına kapatmışlar. Plutarque'ın anlattığına göre, Latomia denilen bu taş ocaklarında tam on hafta boyunca yavaş yavaş ölmeye bırakılmış Atinalılar. Yine de hepsi ölmemiş. Her günbatımında, denizden esen meltemin serinliğini tatmak için sokağa çıkan Sirakusa halkı buraya gelir ve yayılan kokudan sakınmak için rüzgârın ters yönünde durmaya özen göstererek, ayakta çürüyen hemcinslerini seyreder; taş ocağından yankılanan inleyişlerini dinlerlermiş, bir konser dinler gibi hazla.
Ve bu iniltilerin en iyi dinleyicileri, bu can çekişmenin en meraklı seyircileri Sirakusalı güzel kadınlarmış. Çünkü Atinalı erkekler, yakışıklı olmakla tanınırlarmış. Her hanım bir elinde, çürümüş insan kokusuna karşı burnuna parfüm şisesi tutar, diğeriyle de bayılmamak için ağzı burnu iyice kapalı bir hizmetçinin koluna yapışırmış. Duydukları ahlar ve vahlarla titreyerek, zaman zaman zevkten bayılanı olurmuş aralarında. Plutarque, on haftanın sonunda ölmeyen Atinalı esirlerin kızgın demirle dağlanıp damgalanarak esir pazarlarında satıldığını anlatıyor. Efsaneye göre, bu esirlerden kimi, sahiplerine Euripides'in şiirlerini ezbere okuyarak azad edilmişler. "Çünkü", diyor Plutarque, "Sirakusalılar Yunanistan dışında yaşayan öteki Hellenlerden çok daha tutkun ve düşkündüler şiire."
Bir zamanlar Fransa'da uyuşturucu kaçakçılığından hapis yatarken, dostumuz Fransa'nın gizli servisleri tarafından transfer edilip Yaşar Öz adına düzenlenmiş bir öğrenci kimliğiyle Fransa'nın Poitiers kentinde "etkinlik"lerine devam etmesi sağlanan; derken, aynı gizli servisler tarafından PKK'lı gibi gösterilip Bedri Ateş kimliğiyle "sığınmacı" pasaportu verilen; 1982 yılında İsviçre'de yine uyuşturucu kaçakçılığıyla "mecburen" yakalanıp, neyse ki gizlice serbest bırakılan Oral Çelik'in Malatyaspor başkanı seçildiğini okuyunca, aklıma geldi bu Sirakusa öyküleri, nedense.
Türkiye'nin girdaplarında, birileri dürüstlüğü tutsak aldı. İniltilerini hazla dinleyerek, yavaş yavaş öldürüyorlar. Bu birileri, şiir düşkünü değildir, biliriz. Ancak şimdi, futbol sahalarında, hiç olmazsa Malatyaspor'un oyununu izleyecek seyircilerin ağız dolusu küfürlerinin ve el kol iltifatlarının, doğru bir adresi var.