Ölümcül bilgi
Radikal · 3 Haziran 1998
Einstein, "Öğrenmek yaşamak, bilmek ölmektir," demiş anlayana. Anlayana, diyorum, çünkü geçenlerde bir gazeteye tam sayfa konu olan 4 hanımlı, 50 çocuklu ve 30 torunlu Hemo Ağa'nın ne Einstein'dan haberi olduğunu, haberi oldurulduğu takdirde bile ne dediğini anlayacağını hiç sanmıyorum. Toplam 84 nüfuslu bir ailenin reisi (damızlığı mı deseydim acaba?) Hemo Ağa'nın en sevdiği alışkanlıklarından biri, reklamını yapan gazeteye göre, atış talimi yapmakmış. Zaten fiyakalı fotoğrafında da elinde bir kalaşnikofla poz vermiş hazret. Hemo Ağa'nın, yaşamı öğrenmek olarak algılamadığı kesin. Çünkü öğrenmeye meraklı olsa, en varlıklı bir ülkede bile dörde elli oranında çoğalan bir nüfusa haydi eğitim verildi diyelim, iş sahası açılamayacağını, karnının doyurulamayacağını düşünebilir. Ama Hemo Ağa'nın, şimdilik dört bin dönümlük arazisi vardır, zaten kafa düşünmek için değil, hele öğrenmek için hiç değildir. Oysa Hemo Ağa'nın dört bin dönüm arazisi, miras yoluyla sonunda bin parçaya bölünecek ve binlerce yoksul ağacık yaratılacaktır. Bu mantığı yürütebilmek için, elbette ki 'öğrenmek, dolayısıyla yaşamı seçmek' gerekir. Böyle bir seçim, elbette ki Türkiye'de kanser hücreleri gibi çoğalan Hemo Ağa'ların 'töre'sinde bulunmaz.
Doğuştan Viagra'lı diye lanse edilen Hemo
Ağa'lar, öğrenmeyi sevmezler ama, bazı şeyleri çok iyi bilirler. Örneğin silah atmayı. Bubaları Hemo'lardan, en iyi bildiği iki şeyi, yani çocuk yapmayı ve silah atmayı öğrenen bebe Hemo'lar da günü gelip topluma karıştıklarında en iyi bildikleri iki şeyi uygulamaya koyarlar: dövüşmek ve çocuk yapmak. Çocuk bol olduğu için, bazıları ölse de önemli değildir, yenisi yapılır, dolayısıyla 'ölüm' sıradanlaşır ve insan canı, korunması gereken bir meta olmaktan çıkar bu hemocukların indinde. Eh, elde de silah vardır ve tıpkı klasik sinema senaryolarında olduğu gibi, ortada dolaşan silah sonunda mutlaka birinin başına patlar. Bu silah, kalaşnikof olabilir, odun olabilir, zincir olabilir, balta, keser ya da sarhoş kullanılan bir araba bile olabilir. Her yerde, her zaman işine yarar soydan soya, elden ele gezen bu ölümcül bilgi. Köyde kalan hemocuklar, her zaman nasılsa bir yerlerde patlak veren terörizme karşı köy korucusu olarak silaha sarılırlar örneğin. Kente inenlerse, bilgilerini çetelerin, mafyaların hizmetine koyar ve bu ülke için çok tehlikeli olan, yani öğrenmeyi, yani yaşamayı seçmiş insanların arasına karışırlar. Zaman zaman aldıkları emirle, bazen emir falan da almadan, birkaç öğrenme meraklısını da temizleyiverirler bu arada.
Einstein'ın deyişi çözümlenecek olursa, bu Hemo aşiretleri, kabileleri ve sürüleri, aslında ölüdürler. Çünkü bildiğini sanan, bildiğinden şaşmayan, öğrenme merakı olmayan insanlar, insanlığa ve uygarlığa hiçbir katkıda bulunmaz, hiçbir üretim yapmazlar, ama ellerinin değdiği her çiçeği soldurur, her kaynağı tüketirler. Onlar yaşayan ölülerdir.
Türkiye'de, öğrenmeyi, bildiğini sorgulamayı, yani yaratmayı ve yaşamayı seçen insanlar, kendileri gibi yetiştirebilmek için, doyurabileceği, okutabileceği, mutlu edebileceği sayıda çocuk yapanlar; ürettikleri kaynakları, verdikleri vergileri giderek daha çoğalan bu ölülerle paylaşıyorlar. Ve onların omuzlarında taşıdığı bu ülkenin başı, bir türlü mezardan çıkamıyor.